“Ulusal ve Uluslararası Mevzuatta Çocuk Hakları” Paneli

12 Ocak 2013

 

Haberler / 12.01.2013
Anadolu Ajansı

 

Avukat Göktan Koçyıldırım, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocuk adalet sistemine odaklı 40.maddesinin; saygınlığa, değerlere, yaş durumuna uygun ve topluma yeniden kazandırmak için yargılama yapılması gerektiğini belirttiğini söyledi.

 

Avukat Göktan Koçyıldırım, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocuk adalet sistemine odaklı 40. maddesinin; saygınlığa, değerlere, yaş durumuna uygun ve topluma yeniden kazandırmak için yargılama yapılması gerektiğini belirttiğini söyledi.

 

Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nce Adliye Sarayı Baro Salonu’nda düzenlenen “Ulusal ve Uluslararası Mevzuatta Çocuk Hakları” panelinde konuşan Koçyıldırım, dünyada çocukların özel durumları ve ihtiyaçları göz önüne alınarak, temel hak ve özgürlüklerin geniş bir yelpazede ele alındığını ve uluslararası alanda çocuk hukukunun bağımsız olarak düzenlenmesi yoluna gidildiğini belirtti.

 

1400-1500’lü yıllarda çocukların cinsel olarak istismar edildiğini, sanayi devrimi ile çocukların iş gücünden faydalanılmaya başlandığını ifade eden Koçyıldırım şöyle dedi:

 

“1800’lü yılların sonunda hak kavramları gelişmeye başladı ve 1921 yılında Uluslararası Çocuk Koruma Birliği kuruldu. 1924’te Cenevre Çocuk Hakları Beyannamesi hazırlandı. 1959 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Bildirisi’ni yayınladı. 1979’da Uluslararası Çocuk Yılı ilan edildi. 20 Kasım 1989’da Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul ediliyor. Taraf olan tüm ülkeler sözleşmedeki asgari hakları sağlamak noktasında bir taahhüt verdi. Türkiye açısından bu sözleşme, 4 Mayıs 1995’te yürürlüğe girdi.

 

İnsan hakları sözleşmelerin hiçbiri kendisinden daha ileri hüküm getiren bir başka insan hakları hükmüne karşı çıkmazlar. Ancak bir uluslararası sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığı denetlenmezse bu sözleşme bir temenni olarak kalır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin dilimizden düşmemesinin nedeni ağır yaptırım mekanizması olduğu içindir. Sözleşmeye uyulmadığı takdirde ağır tazminata mahkum olursunuz. İnsan hakları alanında mahkemesi bulunan tek sözleşme. Bu nedenle Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi biraz daha temenni niteliğinde kalır çünkü, denetim periyodik olarak rapor vermekten ibarettir.”

 

-Türkiye’de çocuk haklarında gelinen durum-

 

Koçyıldırım, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin uygunluğun denetiminin BM Çocuk Hakları Komitesi’nce yapıldığını ifade ederek, Türkiye‘ye ilişkin olarak 2012’de yayınlanan son sonuç gözlemlerinde bazı konularda ciddi eleştiriler bulunduğunu belirtti.

 

Komitenin sözleşme onaylandıktan sonra 2 yıl içerisinde, sonrasında da her 5 yılda bir düzenli rapor istediğini hatırlatarak, “Türkiye 1995’te yürürlüğe giren bu sözleşmenin ilk raporunu 1999’da verdi. Komite de 2001’de ilk rapor gözlemini yayınlandı. Türkiye 2. ve 3. raporu bir arada 2009’da göndermiş. Haziran 2012’de Cenevre‘de düzenlenen toplantıda Türkiye çocuk hakları konusunda ülkede yaşanan ilerlemeyi komiteye anlattı. Türkiye‘nin yayınladığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın internet sitesinde Türkçesi yayınlanan sonuç gözlemi önümüzdeki 5 yıl boyunca baro olarak politika yaratmadaki temel bir enstrüman olarak kullanılabilir. Komite gözleminde Türkiye‘nin çocuk adalet sistemini ilerlettiğini ancak personel sayısının yetersiz olduğunu, davalara atanan avukatlara yeterli ücretin ödenmediğini, tutuklu çocuk sayısının da azaltılması gerektiğini belirtiyor” diye konuştu.

 

-Yargılamaya müdahale-

 

Koçyıldırım, bazen belli grupların hak kavramını sadece bir boyuta odaklanarak sanki başka hak gruplarının hiçbir önemi yokmuş gibi davranabildiğini belirterek, hukukçuların böyle düşünme lüksünün olmadığını söyledi.

 

Hiçbir hak grubunun insan hakları bağlamında bir diğerine göre daha dezavantajlı veya avantajlı olarak yorumlanamayacağına dikkati çeken Koçyıldırım, şunları kaydetti:

 

“Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin çocuk adalet sistemine odaklı 40. maddesi saygınlığa, değerlere, yaş durumuna uygun ve topluma yeniden kazandırmak için yargılama yapılmasını belirtiyor. Örneğin ‘taş atan çocuklar’ diye nitelendirilen, izinsiz gösteriye katıldığı için terör örgütü üyesi olmakla suçlanarak özel mahkemelerde yargılanan çocuklar vardı. Bu konuda ciddi bir çalışma yapıldı ve ciddi bir farkındalık oluştu. ‘Çocuklar özel yetkili mahkemelerde yargılanamaz’ denildi. Hrant Dink’in o dönem 17 yaşında olan katil zanlısı da özel yetkili mahkemeden normal mahkemeye gitti. Kafası kesilerek konteynıra bırakılan kız çocuğunun katil zanlısı da çocuk yargılamasına tabi tutuldu. Bu iki olayda bazı kadın ve insan hakları örgütleri tepki göstererek,’bu da çocuk mu-‘ yönünde çıkış yaptı. Bu, hak kavramının yanlış anlaşılmasının yaratabileceği tehlikeyi gösteriyor. Bazen çocuk ve kadın lehine pozitif ayrımcılık yapabilir ama adil yargılama, özgürlük, güvenlik ve yaşam hakkı söz konusu olduğunda bir insan hakları örgütünün çıkıp da ‘burada çocuk yargılaması yapılmasın’ demesi o güne kadar insan haklarından hiçbir şey anlamadığının göstergesidir. Bir kadın hakları örgütü yargılamanın doğru yapılıp yapılmadığının, delillerin karartılıp karartılmadığını, yargı organınca pozitif şekilde sanığın korunup korunmadığının takipçisi olabilir ama çocuk yargılaması yapmayın denmesi yanlış bir yaklaşımdır. Çocuk Hakları Sözleşmesi de, ‘suç şu kişiye veya şu gruba karşı işlenirse bu kuralları uygulamayın’ demez, sözleşme hükümleri tüm çocuklar için geçerli olan bir argümandır.”

Muhabir: Sema Kaplan – Cihan Eser

Yayıncı: İrfan Cemiloğlu – DİYARBAKIR