Su dolu çukura düşen çocuk öldü

23 Ocak 2014

 

Zaman / 23.01.2014

 

Karaman’da kardeşiyle oyun oynarken 3 metre derinliğindeki pis su dolu çukura düşen çocuk, boğularak hayatını kaybetti.

 

Olay, akşam saatlerinde Larende Mahallesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Ömer (8) ve İsmail S. (6) kardeşler, geçimini hurdacılıktan sağladığı öğrenilen babaları Yahya S. İle birlikte plastik hurdalarının toplandığı depoya gitti. Baba hurdalıkta çalıştığı sırada çocukları bahçede oyun oynamaya başladı. Bu sırada Ömer, 3 metre derinliğindeki pis su dolu çukuru fark edemeyerek içine düştü. Ağabeyinin çukura düştüğünü gören İsmail, beline kadar çukura girerek ağabeyini kurtarmaya çalıştı. Oğlunun bağırarak yardım istemesi üzerine çukurun yanına giden baba, telefonla itfaiye ve polisten yardım istedi. Kısa sürede hurdalığa ulaşan itfaiye erlerinden birisi beline ip bağlayarak suya girdi. İtfaiye eri çocuğu çukurda bulamayınca polis memuru Alper Arıcan (37), montunu ve silahını belinden çıkararak çukura girdi. Polis memuru Arıcan, ilk hamlesinde suya dalarak çocuğu çukurdan çıkarmayı başardı. Çukurdan çıkarılan çocuk, ambulansla kaldırıldığı Karaman Devlet Hastanesi’nde doktorların tüm çabalarına rağmen kurtarılamadı. Olaydan etkilenen kardeşi İsmail S. de Karaman Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne kaldırıldı.

Polis, olayla ilgili soruşturma başlattı.

ar�{� nd��p� ı gösteriyor. Burada kadının adının olmadığı gibi, kanunların da yok. Mehmet Erten’in yeğeni Şahin, çocuk yaşta evliliğin suç olduğundan habersiz, basında çıkan haberlere tazminat davası açmaktan bahsediyor: “Zorla evlilik diyorlar, öyle bir şey yok. Tazminat davası açacağız böyle haber yapanlara.”

 
Siirt’in Pervari ilçesine bağlı Yapraktepe köyü, şehir merkezine yaklaşık 140 kilometre uzaklıkta. Burası, Kader Erten’in köyü. Pervari ahalisi, köy yolunu sorduğumuzda boş gözlerle yüzümüze bakıyor. Onlar, Yapraktepe’yi bilmiyor, bizse köyün Kürtçe adı Erwax’ı bilmiyoruz. Taksici, soruyu değiştiriyor: “Olayın olduğu köy var ya, orası.”
Açıkça dillendirilmekten kaçınılan bir ölüm Kader’inki. Pervari’den Yapraktepe’ye gidiş, yollar kardan kapanmamışsa, en iyi ihtimalle 1,5 saat. “Yol çok bozuk” demek bile lüks kaçar, çünkü yol neredeyse yok. Düğüncüler köyünde kadınların örgü örerek zaman öldürdüğü bir evin önündeyim. Yusuf abi, Kader’in ailesini tanıyor. “Olayı” da biliyor, ancak başka laf etmiyor. Konuşmak istemediğinden değil, söyleyecek bir şeyi olmadığından. Yusuf abinin 3 kızı var. En küçükleri Evin, 1 yaşında. Okula giden Emine, 7’sinde. Bir de Mülkiye var.

‘Mülkiye evde kalmış’
Okul, çoğu köy çocuğunun Türkçe ile ilk kez karşılaştığı yer. Anneleri ya da babaları gibi okula hiç gitmemiş olanlara benzer, okula yeni başlayan çocuklar da Türkçeyi pek anlamıyor. Yardımıma genellikle, Delil gibi çocuklar yetişiyor. Delil, kucağında kardeşiyle boğuşurken, bir yandan bana tercümanlık yapıyor. “Mülkiye” diyor, “Okula gitmiyor. O evde kalmış”. Delil’in bahsettiği kız çocuğu, 10 yaşında.
Mülkiye’nin yüzünde kocaman bir gülümseme var. Konuşamadığımız için birbirimize gülümsüyoruz. Çat pat Türkçesiyle kırık bir cümle kuruyor Yusuf abi: “Para yok okul için, evi görüyorsun”. Mülkiye’nin şimdiye kadar okula gidip gitmediğini sorduğumda, “Ee valla, 1 ay gitti” diyor. Köyde yoksulluk diz boyu. Kız çocukları genelde ilkokul bittikten sonra okuldan alınıyor ya da Mülkiye gibi hiç gidemiyor.
Düğüncüler köyünün bitişiği, Yapraktepe. Yolda karşılaştığım Melike’ye “Abla” diye hitap edecekken, yaşını soruyorum. 25 yaşında, üçüncü çocuğunu doğuracak yakında. 8 senedir evli olan Melike, hayatında okula hiç gitmemiş genç kadınlardan.
İki kız çocuğu duvar dibinde fısıldaşıyor. Rahmet ile Nazder, ilkokul 4. sınıf öğrencileri. Yaşlarını soruyorum, bilmiyorlar. Sokağa giren bir erkek çocuğu, ağaç dalıyla işaret ettiği kızların yerine cevap veriyor: “Bu 8’dir, diğeri 8’i geçmiş.”

‘Daha erken’
Ferhan, 16 yaşında. Açıköğretimde eğitimine devam ediyor. “Ama aslında 18’im” diye ekliyor. Köydeki hemen herkes gibi o da yaşından emin değil. “Daha erken evlenmem için” diyor. Kız çocuklarının evlendirilmesi hakkında ne düşündüğünü sorduğum zaman cevap veremiyor: “Askere gideyim önce. Bu yaşta evlilik bana göre değil.”
Odada sobanın etrafını temizleyen bir kız çocuğu da var. Evlilik konusunu açtığımda bizden yana bakmaya başlıyor. Beyaz bir yer bezine sıkıca sarılmış minik elleri duraklıyor. Sıyanet okul önlüğüyle kulak kesilmiş bizi dinliyor. 13 yaşındaymış. “Seni isteyen mi oldu?” diyorum, “Ben hiçbir şey bilmiyorum” yanıtını veriyor. Öğretmen olmak istediğini öğreniyorum.
Kader’in evinde kapıyı, kucağında çocukla genç bir kız açıyor. Kader’in çocuk yaşta dünyaya getirdiği Azad ile beni karşılayan halası Esmer. Kendi deyişiyle, Esmer, “15-16 yaşlarında” Kader’le ilgili hislerini anlatamıyor: “O kadar şaşırdım ki, yani ağlayamadım bile.”

‘Severek evlendiler’
Evde bir, “yas havası” olduğu pek söylenemez. Mehmet Erten’in yeğeni Şahin giriyor içeri. O günü anlatıyorlar:
“Evde kimse yoktu. Baygın halde bulmuşlar. Yaşasaydı ambulans çağıracaktık, ölmüştü.  Tüfek, temizlerken yanlışlıkla elinde patlamış olabilir.”
Şahin, basında çıkan haberlerden şikayetçi. 7 yaşındaki Şahin de, çocuk yaşta evliliğin suç olduğundan habersiz. “Yalan yanlış” haber yapanlara tazminat davası açacağını söylüyor:
“Kader ile Mehmet birbirlerini severek evlenmişler. Zorla evlendirmek yok, berdelle evlenmişler. Zorla evlilik diyorlar, öyle şey yok. Tazminat davası açacağız böyle haber yapanlara.”

 

5 kişiye dava açıldı

Kader Ertem’in ölümüyle ilgili soruşturma devam ederken; küçük yaşta evlendirilmesiyle ilgili Siirt Ağır Ceza Mahkemesi’nde 5 kişi hakkında dava açıldı. Siirt Ağır Ceza Mahkemesi’ne Kader Ertem’in anne ve babası ile birlikte yaşadığı Mehmet Atak ve Atak’ın anne ve babası haklarında, ’Çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ ve ’Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından 18 yıla kadar hapis cezası istemiyle kamu davası açıldı.