Medyanın ‘Çocuk Bayramı’yla imtihanı

24 Nisan 2013

 

Radikal / 24.04.2013

 

Çocuk gerçeğini kavrama ve kavratma aracı olarak ’23 Nisan Çocuk Bayramı’nda medyanın rolü çok önemli.

 

23 Nisan ’da medya ve çocuk ölçütleri

 

Sevgi Özkan (Sosyolog): Çocuklara armağan edilen ‘23 Nisan Çocuk Bayramı’nın en değerli yanı, çocuğa verilmesi gereken önemi göstermesidir.
Atatürk ’ün devrine göre ileri bir bilince sahip olduğunu ve topluma bu bilinci aşılamak istediğini gösteren bu özel gün, yazık ki çocukların çoğunlukla büyükler tarafından çeşitli gösterilerde kullanılmasından öteye anlamlandırılamamaktadır.
Büyüklerin koltuğuna oturtulan çocuklarla yapılan bayram kutlamaları ‘çocuk’ varlığının gereğince kavrandığını göstermediği kadar, bu yıl bundan vazgeçildiğinin açıklanması da bu kavramın gereğince içselleştirildiğini düşündürmüyor.
Çocukların ortak görsel alanda boy göstermesinde geniş anlamda en etkili ve sorumlu olan ‘medya’nın, bu alanda çocuklara dair evrensel geçerlilikte saptanmış ölçütlere sahip olması ve içselleştirmesi önemlidir.
Özellikle çocukla ilgili haber ve yansıtmalar açısından bu ölçütlerin, her şeyden önce ‘hak temelli’ olduğunun unutulmaması, kullanılan dil ve görselin buna dayalı olarak değerlendirilmesi gerekir. Haber konusunun çocuk merkezli bir bakış ve düzenlemeyle verilmesi, çocuk yararının gözetilmesini sağlar.
Olan bitenin yansıtılmasında çocuk, haberin nesnesi gibi ele alındığında, dikkatler olaydan çok çocuğun şahsına yöneleceği için çocuklarda çeşitli mağduriyetlere yol açabilir.
Çocuğun kendi çevresince açık olarak tanınmasını önleyemeyen kişisel ipuçlarını ortaya seren görüntüseller, gerçeği sergilemek adına buzlanma veya mozaiklemeden verilince çocuğa zarar verici işaretlere dönüşmektedir.
Yine paylaşılmaya kalkılan bir yetenek veya başarının altının çizilmesinde sakınca görülmeyen görüntüseller de çocuğun teşhiri ve çeşitli olumsuz dikkatlere sunulmasına yol açabileceği için özel bir özen ve dikkat ister.
Doğrudan veya dolaylı sansasyonelleşen haberlerin veriliş ve daha sonra takip edilişinde her şeyden önce çocuğun çok yönlü yararının gözetilmesi gerekir.
Çocukta mağduriyet yaratan olayların gerçekte tek yönlü değil çok yönlü etkileşimlere bağlı olduğuna dikkat edilmeden tek bir suçlu arama kolaycılığına kaçılmasının da çocuğun mağduriyetini arttırıcı sonuçlar doğuracağı göz ardı edilmemeli.
Çocukların çocuk olma hakkının çocuğa ve büyüklere kavratılmasında bu özel günün aracı olması, çocuk için yapılacak en yararlı şeylerden biri olacaktır. Bu nedenle çocuklarla ilgili haberlerde, yarışmalarda ve pek çok doğrudan veya dolaylı etkileşim alanında çocuğun yüksek yararının gözetilmesini sağlayacak ölçütlerin bu özel günde dikkatlere sunulması da çocuklara verilebilecek önemli bir armağan sayılır. Bayramları tüm çocuklara kutlu olsun.

 

Söz konusu çocuk olunca medyanın ticarete odaklanması kabul edilemez

 

Tanzer Gezer (Yönetim Uzm., Raportör): Haber vermenin yanı sıra kitlesel bir eğitim aracı da olan medyada çocukların yer alması kaçınılmazdır. Özellikle çocukla ilgili riskli alanların sergilenmesi, toplumda bilinç ve çocuk yararına algı oluşturmak adına bir vazgeçilmez. Peki, çocukların medya ile ihtilafı nasıl ortaya çıkıyor? İhtilafı doğuran; haberde kullanılan üslup ve haberin veriliş biçimi. Özellikle çocuk istismarı olgularında, toplumda öfke deşarjına sebep olacak, çocukları gereksiz dozda korkutacak şekilde bir dil kullanılması, çocuğu haberin öznesi olmaktan çıkarıyor. Fail ya da failler üst düzey lanetlenirken, mağdur olan çocuk gözyaşı ile ıslandığı ve en azından yakın çevresine, mahallesinde deşifre olduğu ile kalıyor. Zaman zaman mağdur olan çocuğun, ‘sokak çocuğu’, ‘tinerci’ gibi olumsuz etiketlendiğine de şahit oluyoruz. Aynı şekilde, örneğin ‘çocuk gelin’ gibi aslında olumlu kavramsal değerleri olan kelimelerin bir istismarı tariflemek için yan yana kullanılması da istismarı hafifletici algı yaratıyor. Diğer taraftan, haber ne kadar çok detay içerirse, kötü niyetli kişilerce örnek teşkil edici bir niteliğe bürünüyor. Özellikle görsel medyada ailelerin ve çocukların sorunlarını çözmeye odaklı yapılandırılan programlar, ilgili çocuk açısından büyük risk taşıyor. Medyanın konuyu görülür hale getirmesi ve tartışmaya açması yönündeki pozitif paydaşlığı zedeleniyor. Olayın topluma açık alanda tartışılması çocuğun özel hayatının gizliliği hakkına tecavüzü de içeriyor. Söz konusu ihtilafın çözümü içinse medya çalışanlarının hem bu tarz haberleri, programları yaparken çocuk menfaatini ön planda tutarak sosyal sorumluluk bilinci ile hareket etmeleri hem de diğer haberler veya programlarında çocuk haklarına, çocukların sağlıklı gelişimlerine duyarlı iş çıkarmaları beklenir. Çocukların medya tarafından sömürülmesi ise affedilemez bir duyarsızlıktır.

 

Çocuğun medyada görünürlüğü

 

Necdet Neydim (Öğretim Üyesi): “A kentinin B mahallesinde C sokak 11 numarada oturan A.Y. isimli çocuk arka sokakta oturan komşusu şahıs tarafından…” diye başlayan bir haber okursunuz. Ya da haber “K.İ.O. 3. sınıf öğrencisi C.C…” diye de başlayabilir.
Kodlayınca, buzlayınca, mozaikleyince sakladığımızı zannederiz, oysa soydukça soymuş ve çocuğu bütün çıplaklığıyla kamusal alanda bir başına ve çaresiz bırakmışızdır. Aslında şu temel sorunun yanıtını medya ve uygulayıcıları henüz verememişlerdir ya da vermek onlar için temel bir paradigma değişikliği gerektirir:
“Haber olması gereken çocuğun kendisi midir yoksa onun yaşadıkları mıdır?”
Çocuğun kendisini haber yaptığımızda olay ikinci planda kalmakta, onun yaşadıklarıyla özdeşleşen okur, salt eylemi gerçekleştirene öfke duyup asıl sorunla ilgili görüş ve düşünce oluşturmada tembelleşebilmektedir. Bu da çözüm arayışlarının sürekli ertelenmesi anlamına gelmektedir.
Çocukların kendi gerçekliklerinin üstünde rol modeller üstlenmesi, onların ruhsal açıdan zedelenmesine neden olur. Bunu yaşayan çocuğun kendi çocuk gerçekliğine dönmesi zorlaşır.
Zaman zaman (bayramlarda, çocukla ilgili toplantılarda) çocuklar, taşıyamayacakları rol modelleri üstlenmek durumunda kalmaktalar. Bir çocuğa büyüyeceğinin ve gelecekte birtakım haklara ve yetkilere sahip olabileceğinin; ama bunun için sağlıklı bir eğitim ve yaşam deneyiminden geçmesi gerektiğin anlatılması gerekirken onun birtakım makamlara oturtulup yetki kullanmasını istemeye kalkmak onda sadece şımarma etkisi yaratır. Kavrayamayacağı gerçeklik, sindirilmemiş yetkiler doğurur ve bunların kullanımı tehlikeli sonuçlara yol açabilir. Bu bir babanın küçük çocuğunu kucağına oturtup arabanın direksiyonunu eline vermesine benzer. Çocuk babası evde yokken arabayı kullanmaya kalkabilir ve bunda çocuğun hiç suçu olamaz.
Hemen her dizide çocuğun yer aldığını görmekteyiz. Çocuk, hangi konumda gösterilirse gösterilsin, dizilerin tamamına yakını yetişkinler içindir. Bu durumda çocuk, o dünyanın nesnesi olmaktan kurtulamamaktadır. Şu bir gerçektir ki bizim medya ve sinema dünyamız henüz çocuk filmleri çekmeye ve çocuğu o filmlerin öznesi yapmaya hazır değildir.
Yurtdışında marketlere girdiğinizde binlerce çocuk filmiyle karşılaşırken bizim bunu gündeme bile getirmememiz çocuğa bakışımızdaki önemli verilerden biri olarak karşımızda durur.