Medya Temmuz’da Çocuğa Nasıl Baktı?

14 Agustos 2012

 

Bianet / 14.08.2012

 

Ayın konusu: Mevsimlik Geçici İşçilikte Çocuklar. Önleyebilirdik, önleyemedik; Bir şey yapmalı; Düşünmeli, dikkat etmeliyiz; Bu ay çocuklar için ne yaptık; Bu sözlerin takipçisi olalım bölümlerinde medyadaki çocuk haberleri tartışılıyor.

 

Gazetelerde her gün çocukları ilgilendiren haberler yayımlanıyor. Bunlardan bazıları, doğrudan çocukların öznesi olduğu olaylar. Bazıları bizi üzen, hatta dehşete düşüren olaylar. Bazıları ise, daha genel politikalar ile ilgili, okuyanın aklında “pekiyi bu konunun çocuklar üzerinde etkisi ne olacak” sorusunu oluşturan haberler. Bazen de, umut veren sözler veya hizmetleri okuyoruz. Sonra unutup gidiyoruz, ta ki bir başka olay oluncaya kadar.

 

Hümanist Büro tarafından hazırlanan Medyada Çocuk Raporu’nun amacı; aylık olarak çocuğu ilgilendiren olayların bir bütün olarak görülmesini sağlamak ve habere konu olaylar üzerinden çocuk koruma yaklaşımı ile yapılan değerlendirmeyi ilgilenenler ile paylaşmaktır.

 

Önleyebilirdik, önleyemedik!“, “Bir şey yapmalı!”, “Düşünmeli, dikkat etmeliyiz!“, “Bu ay çocuklar için ne yaptık?“, “Bu sözlerin takipçisi olalım!” bölümlerinde haberler ve kısa değerlendirmeleri yer alıyor. “Ayın Konusu” bölümünde ise, her ay farklı bir konuyu biraz daha detaylı inceliyoruz.

 

Temmuz 2012

 

Önleyebilirdik, önleyemedik!

 

Bazı olayları okuduğumuzda filmi geriye doğru sarabilir ve bu sonucun nasıl önlenebileceğini adım adım belirleyebiliriz. Bu belirleme, benzer durumların tekrar etmemesi için yapılması gerekenleri de gösterir aynı zamanda. Dolayısıyla hem geçmişe hem de geleceğe doğru sorumluları ve sorumlulukları tespit etmemizi sağlar. Bir çocuğun zarar gördüğü her olaya bu bakış açısı ile bakmak devletin, toplumun ve hepimizin çocuklara karşı sorumluluğudur. İşte size bu gözle baktığınızda çok şey anlatacak Temmuz ayı haberlerinden bazıları:

Yaşam hakkı ihlali…

 

* NİĞDE merkeze bağlı Dündarlı Beldesi’nde ailesiyle birlikte bir akrabasının düğününe katılan 6 yaşındaki Ömer Muhtar Erdemir, av tüfeğiyle vurularak yaşamını yitirdi. 2 zanlı gözaltına alındı.

 

* Samsun’un Canik İlçesi’nde Mert Irmağı’nın taşması sonucu Kuzey Yıldızı TOKİ konutlarındaki apartmanların zemin katlarını su bastı, 6’sı çocuk 8 kişi hayatını kaybetti. Burada yaşam hakkı (ÇHS 6) ve yeterli yaşam standardına sahip olma hakkı (ÇHS 27)açısından sorgulanması gereken bir ihmal yok mu?

 

* Yaz döneminde Kur’an Kursu’na giden 5 çocuk, serinlemek için girdikleri gölette boğuldu. Kırklareli’nin Lüleburgaz İlçesi’nde serinlemek için gölete giren bir çocuk kayboldu. Elmadağ’da eski bir taş ocağının çukurunda biriken suda serinlemek isteyen ikisi kardeş üç çocuk, bataklığa dönüşen suda boğuldu. Adana Seyhan’daYeşiloba Mahallesi’nden geçen DSİ’ye ait sulama kanalına arkadaşlarıyla birlikte serinlemek için giren Tacettin Öztürk (11), bir süre yüzdükten sonra suda kayboldu. Adana’da DSİ görevlileri nöbet tutarak çocukların kanala girmesini önlemeye çalışıyor. Yaz boyunca, bir yandan şehirlerde süs havuzlarında, diğer yandan pikniğe veya geziye giden çocukların denizde, gölde veya gölette boğulmaları önlemez bir kader midir?

 

* Mayınların çocukların yaşam haklarına yönelik tehdidi devam ediyor. Ağrı’nın Doğubeyazıt İlçesi’ne 30 kilometre uzaklıktaki Tendürek Dağı yakınlarındaki Kızılkaya Köyü’nden 12 yaşındaki Adem Yiğit ile Ertan Dilaver koyun otlatırken mayın patladı; Ertan Dilaver öldü, Adem Yiğit ise, yaralandı. Van’ın Başkale İlçesi’ne bağlı Böğrüpek Köyü kırsalında meydana gelen mayın patlamasında da 2 çocuk yaralandı.

 

Erken evlilik ve aile içi şiddetin mağduru ve tanığı çocuklar…

 

* Erken evlilik ve cinsel istismar ile başlayan öyküler, sıklıkla aile içi şiddet ve hatta ölüm ile neticeleniyor; geride yeni mağdurlar ve bu duruma tanıklık eden çocuklar bırakarak sona eriyor. Temmuz ayında da 19 yaşındaki bir kadın çocuklarının gözü önünde, polisten yardım istediği günün akşamında eşi tarafından 47 bıçak darbesi ile öldürüldü. Ağrı’da 8 yıl önce 16 yaşında iken evlendirilen ve çeşitli defalar kocasındanşiddet gördüğü için ailesine sığınmasına rağmen kocasının tehditlerinden korkarak evine geri dönen bir kadın evinin tuvaletindebir tahtanın üzerinde akıl ve beden sağlığını yitirmiş biçimde bulunarak hastaneye kaldırıldı ve burada hayatını yitirdi.

 

* Aile içi şiddetin tanığı olan ve bu şiddetin sonucu annesini kaybeden çocuklar bu ülkenin özel bir gündemi olmalı. 4 çocuk annesi bir kadın kocasının şiddetinden kaçtı, koruma altına alınarak sığınmaevine yerleştirildi; evde kalan çocuklarından biri hastalanınca 12 yaşındaki kızı tarafından eve çağrıldı ve kocası tarafından boğazından bıçaklanarak öldürüldü. İstanbul’da yaşayan bir başka kadın da, 6 yıl önce kaçarak evlendiği eşinden şiddet gördüğü için 2 çocuğu ile birlikte 1 yıl önce annesinin yanına yerleşti ve boşanma davası açtı; bunu gururuna yediremeyen eşi tarafından çocuklarının gözü önünde bıçakla öldürüldü. Ümraniye’de oturan bir kişi ise tartıştığı eşini 50 yerinden bıçaklayarak öldürüp, evi terk etti; yaralı kadın bulunduğunda yanında 2 yaşındaki kızı vardı.

 

Cinsel istismar…

 

* Aksaray’da özel bir kreşte kalan bazı çocukların ailelerine, elbiselerinin çıkartılarak görüntü ve fotoğraflarının çekildiğini söylemesi ve ailelerin şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında kreş sahibi tutuklandı.

 

* Ankara’da, 33 yaşındaki baba ile 30 yaşındaki üvey annenin 9 yaşındaki oğulları S.A. ile ensest ilişkiye girdiği iddia edildi.

 

* Ağrı’da 14 yaşındaki bir kız, babası tarafından borcuna karşılık kendisinden 46 yaş büyük bir adama verilmek istendi. Son anda evden kaçmayı başaran kız çocuğu devlet korumasına alındı. Ağrı Valisi Ali Yerlikaya, “Bunlar halen, bu zamanda oluyor mu diye bizim aklımız almıyor. Çocuk yaşta bir kızcağızı, ekonomik bir nedenden dolayı nasıl başkasına veriyoruz? Vicdanımız el

vermiyor” dedi.

 

* İzmir’in Bornova İlçesi’nde çocuk doktoru olarak görev yaptığı öğrenilen G.M. (29), yolda adres sormak için çevirdiği iki kız öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu iddiasıyla gözaltına alındı.

 

* 14 yaşındaki kıza 2 yıldır tecavüz ettikleri iddiasıyla öz dayısı ve babasının kuzeni tutuklandı.

 

Kayıp çocuklar…

 

* Adana’nın Seyhan İlçesi’nde oturan 14 yaşındaki Süleyman Tan, 9 Temmuz Pazartesi günü sabah babası işe gittikten sonra evden ayrıldı. Süleyman Tan bir daha eve dönmeyince ailesi polise başvurdu. Polis, çocuğun bulunması için çalışma başlattı.

 

Ergen intiharları…

 

* Bursa’da annesi mutfakta olduğu sırada 5 yaşındaki kardeşi ile birlikte odasına geçen 7 yaşındaki bir çocuk, bilgisayarda oyun oynamaya başladı. Bir süre sonra çocuklarını merak eden anne, çocuklarının odasına gittiğinde büyük oğlunun boynuna dolanmış kravatla ranzada asılı olduğunu gördü. Ağır yaralı olarak Şevket Yılmaz Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan küçük çocuk, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

 

Fiziksel ve duygusal istismar…

 

* Şırnak’ın Silopi İlçesi’nden Irak’a açılan Habur Sınır Kapısı girişinde, kuyrukta bekleyen sürücülerin “hırsızlık” şikayetleri üzerine seyyar satıcı operasyonu yapıldı. Toplanan bir grup çocuk, askerler tarafından Habur’un giriş kapısının hemen yanında daha önce nöbet yeri olarak kullanılan boş kulübeye götürülerek bölgeden uzaklaşmaları konusunda uyarıldı. Bu sırada bir askerin çocuklara ikazda bulunurken ellerini açtırıp copla vurması kameralara yansıdı. Daha sonra serbest bırakılan gruptan bazı çocuklar, askerlerin ikazda bulunurken copla ellerine ve ayaklarına vurduğunu söyledi.

 

Yaşam alanlarındaki tedbirsizlikler…

 

* Manisa Turgutlu’da okul bahçesinde oyun oynarken demir kapının parmaklıklarına sıkışan 5 yaşındaki Muhamed Aykaç parmaklıklar kesilerek kurtarıldı.

 

Suça sürüklenme…

 

* İzmir Emniyeti Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Narkotik Büro Amirliği ekipleri, yaptıkları istihbarat çalışması sonucunda, şehirlerarası otobüsle Diyarbakır’dan kente uyuşturucu madde getirileceği bilgisini edinmiş. Otobüs terminalinde önlem alan ekipler, yolcu otobüsünden inen, yaşları 18’den küçük B.A. ve C.T.’yi yakalamış. Gözaltına alınan “şüphelilerin” yanlarındaki bavulda 15 kilogram esrar ele geçirilmiş. İfadelerinde suçlamaları kabul etmeyen ve Çocuk Şube Müdürlüğü ekiplerine teslim edilen çocukların, işlemlerinin ardındanadliyeye sevk edileceği bildirilmiş.

 

* İstanbul’da lise öğrencisi 4 kız çocuğunun, “erkek arkadaş” yüzünden çıkan anlaşmazlık üzerine bir başka kız öğrenciyi mezarlıkta tartakladıkları, camla kolunu kesip, elbiselerini çıkarıp, başından aşağı su döktükleri kamera görüntülerinden anlaşıldı.

 

Bir şey yapmalı!

 

Bazı olaylar ise bir işaret fişeği görevini görüyor. O ana kadar fark edilmemiş tehlikeleri fark etmemizi sağlayan bu olaylar sonrasında hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etme becerisini gösterebilmek, bu olayların işaret ettiği tehlike ile karşı karşıya olan çocuklara karşı sorumluluğumuz açısından en hafifinden ihmaldir. Aşağıda yer alanlar Temmuz ayında yayımlanan, işaret fişeklerini konu edinmiş haberlerden örnekler:

 

Eğitim alanında sinyal veren durumlar…

 

* Türkiye’de 18 yaş altı yaklaşık 20 bin çocukta Tip 1 diyabet hastalığı var ve bu çocukların insülin kullanması gerekiyor. Bu sene de yüzlerce Tip 1 diyabet hastası çocuk ilk kez okulla tanışacak. Veliler ise, 6 yaşındaki çocukların kendilerine iğne yapamayacak olmaları buna karşın okul müdür ve öğretmenlerinin de tedavi için sorumluluk üstlenmemesinden dolayı, tedavinin aksamasından korkuyor.

 

* Hafif düzeyde zihinsel engelli Cengizalp Başbarut 12 yaşında ama okuma yazmayı daha yeni öğreniyor; çünkü yıllardır kaynaştırma eğitimi almak için mücadele ediyor. Aile çocuklarına kaynaştırma eğitimi verilmemesini dava konusu yaptı. Mahkeme MEB’i 20 bin TL tazminata mahkum etti. MEB ise bu tazminatı öğretmelere rücu etti.

 

* Danıştay, inançları gereğince çocuklarının din dersinde muaf tutulmasını isteyen velileri üzecek bir karara imza attı. Danıştay daha önce verdiği kararların aksine, AİHM kararları doğrultusunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatının değiştiği gerekçesiyle bu yönde açılan davayı reddetti.

 

Adalet alanında sinyal veren durumlar…

 

* Batman’da amcasının oğluyla 15 yaşındayken dini nikahla evlendirilen bir kız çocuğu, kendisini telefonla rahatsız ve tehdit eden bir kişi tarafından kaçırılmış, cinsel istismara maruz kalmış ve ziynet eşyaları çalındıktan sonra dağ yoluna terk edilmiş. Terk edildiği yerden akrabaları tarafından alınan kız çocuğu, amcasının evine götürülmüş. Amca, çocuğu kaçıran kişiyi öldürünce, namus saikinin indirim sebebi sayılıp sayılmayacağı tartışma konusu olmuş; yerel mahkeme indirim sebebi saymazken, Yargıtay toplumun örf ve adetlerinin dikkate alınması gerektiğini söyleyerek namus saikinin indirim sebebi sayılacağına karar vermiş. Bu karar, çocuk koruma sistemi bakımından üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir karar değil mi?

 

* Yapılan tüm bilinçlendirme kampanyalarına rağmen, Türkiye’de sadece 2011 yılında 20 bin aile, 16 yaşından küçük kızlarını evlendirebilmek için mahkemelerde dava açtı.

 

* Güvenlik güçlerine taş atan çocuklarla ilgili yasanın çıkmasından sonra, korsan gösteri ve eylemler %214 atarken, bu olaylarda tutuklanan çocuk sayısı %87,5 oranında azalmış. Gazetede ise bu konu “Taş Atan Çocuklar Yasası Suçu Patlattı” başlığı ile yer aldı. Bu eylemlerde bir artış olup olmadığı elbette incelenmeli. Bu çocukları suça ve diğer sosyal risklere karşı koruma sorumluluğunun bir parçası. Ancak bu izlemenin amacınında çocuğun yararının vehaklarının korunmasıolması gerekmiyor mu?

 

* 15 yaşında bir kız çocuğu ile 17 yaşında bir erkek çocuğunun flörtü mahkemelik olmuş. Kızın dedesi “sağlam olsaydı kabulümdü ama bu şekilde istemem” diyor. Oğlanın annesi ise evlendirmeyi öneriyor. Hakim de bu söz üzerine tutuklu bulunan oğlanı tahliye ediyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, çocuk gelinlere müsaade etmeyeceklerini söylemişti. Acaba bu dedenin ve annenin zihniyetini paylaşan dedelere, babalara, annelere; bu kararı veren hakimin bakış açısını paylaşan adli ve idari makamlara; küçük yaşta evlenmeye yönlendirilen bu çocukların kaderini paylaşan çocuklara yönelik yapılan çalışmalar nelerdir?

 

* Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2005’e oranla 2012’de ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlü çocuk sayısının %42’lik bir artışla 2,206’ya yükseldiğini bildirdi.

 

* CHP İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı, 19 Mart itibariyle çocuk mahkemelerindeki 68 psikolog kadrosunun 24’ünün, 69 pedagog kadrosunun 33’ünün, 68 sosyal çalışmacı kadrosunun ise 27’sinin boş olduğunu kaydetti. Yakın tarihli bir başka soru önergesine verilen yanıtta da 27 il ve 6 ilçede toplam 33 çocuk mahkemesi olduğunu bildirmişti. Bir ülkenin %60’ında çocuk mahkemesi yok ise, var olanların da %40’ında sosyal çalışmacı yok ise, bu ülkede çocuklara özgü bir adaletin varlığından söz edilebilir mi?

 

* Polis Akademisi Başkanlığı’na atanan Prof. Remzi Fındıklı’nın yazdığı “Hasılı Kelam/Özlü Sözler” adlı kitapta yer alan şu sözler çocuk haklarının korunmasından sorumlu bir kuruma ve çocuk haklarına duyarlı bir topluma olan ihtiyacımızı ortaya koyar nitelikte: “15’inde kız ya erde, ya yerde olmalıdır; erkeğin göbeklisi kadının da bebeklisi makbuldür; demokrasi vasat insanlar yönetimidir”. Bu sözlerin sahibinin, 15’inde kızın ere verilmesini, kadının cinsiyet ayrımına maruz kalmasını engellemek ve bunu yapanlar aleyhine soruşturma yürütmekle sorumlu polis teşkilatının eğitiminin emanet edildiği kişi olması tedirgin edici değil mi?

 

Sağlık alanında sinyal veren durumlar…

 

* Hastanede, doktorların normal doğum için saatlerce karnına bastırdığı Arife Kaplan, uzun bir süre sonra sezaryene alındı. Ancak karnına fazla bastırıldığı için, rahmi yırtarak karın içine çıkan bebek yaşamını yitirdi. Bir gün önce yayınlanan bir başka haber ile bir bebeğin daha geciken sezaryen müdahalesi ile hayatını kaybettiğini öğrenmiştik. Türkiye’de anne ölüm oranı yüz bin canlı doğumda 19,4. Yenidoğan ölüm hızı ise binde 8’e gerilemiş durumda, ama hala binde 4 olan Avrupa ortalamasının üstünde. Bir yandan, doğumda anne ve bebek sağlığını koruma konusunda önemli çalışmalar sürdürülür, bir yandan en az 3 çocuk politikası izlenirken, hala hatalı uygulama şüphesi olan olaylar yaşanması büyük bir çelişki değil mi?

 

* Vorarlberg eyaletinin valisi, sünnetle ilgili yasal statü netleşinceye kadar, sağlık gerekçeleri dışında sünnetin durdurulmasından yana tavır aldı. Bizim de bu konuyu ele alma zamanımız gelmedi mi? Burada çok önemli bir tartışma var: Anne baba çocuğa kendi dinini empoze edebilir mi? Çocuğun anne babasının kültürü ve değerlerini öğrenme hakkı, anne babanın da çocuğa bu değerleri öğretme hakkı var. Ancak, bu hakkın bir de sınırı var: Çocuğun seçme hakkına saygı. Yani çocuğun hakkını ortadan kaldıracak müdahaleyi ÇocukHaklarına Dair Sözleşme (md. 14)kabul etmiyor.

 

* Diyarbakır’ın ve bölgenin en büyük hastanesi olan Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk doktoru krizi yaşandığı; günde yüzlerce hastanın tedavi edildiği hastanede çocuk doktorunun bulunmadığı iddia ediliyor. Daha çok çocuk sahibi olmayı desteklemeden önce, artacak nüfusun bu ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağının planlanması gerekmez mi?

 

Habercilik alanında sinyal veren durumlar…

 

* Haberde Mardin Kızıltepe’de açılan MOVA alışveriş-Aqua park ve eğlence merkezinin, şiddet mağduru çocukları ağırladığı yazılmış. Merkezi Diyarbakır’da bulunan ve kısa adı SOHREM-DER olan Şiddet Mağdurları için Sosyal Hizmet Rehabilitasyon ve Adaptasyon Derneği üyesi yaklaşık 50 mağdur çocuğun ve ailesinin MOVA Aqua Park’ta su dünyası ile tanıştığı detayı verilmiş. Bir faaliyetin bu biçimde tanıtılması kime, hangi faydayı sağlıyor?

* “Sakarya’nın Adapazarı İlçesi’nde okulların kapanmasının ardından vızır vızır işleyen trafikte seyyar satıcılık yapan çocukların sayısında patlama yaşanıyor. Kırmızı ışığın yanması ile birlikte araçların dibine kadar sokulan yaşları 8-13 arasında değişen yaklaşık 15 çocuk bir anda sürücülerin çevresini sararak seyyar tezgahlarındaki ürünleri satmaya çalışıyorlar. Özellikle Kuzey Terminali kavşağında son günlerde onlarca küçük çocuğun sabahın erken saatlerinden akşamın geç saatlerine kadar satış yapmaya çalışmaları hem sürücülerin dikkatini dağıtıyor hem de olası kazalara davetiye çıkarıyor.” Haber aynen böyle verilmiş. Elbette trafik güvenliği de önemli ancak burada çocuklar da tehlikede değil mi?

 

Düşünmeli, dikkat etmeliyiz!

 

Çocukların zarar görmesi doğrudan onlara yönelmiş tehlikeler ile mücadele ederek önlenemiyor. Genel olarak toplumu veya sadece yetişkinleri ilgilendiren ya da çocuklara yönelik hizmetlere ilişkin kararlar alınırken, bu kararların çocuğa etkisini değerlendirmek gerekiyor. Çocukların zarar gördüğü olayların önemli bir kısmı bu dikkatin eksikliğinden kaynaklanıyor. Adeta kaş yapalım derken göz çıkarttığımız durumlara örnek teşkil edecek Temmuz ayı haberlerini sıralıyoruz aşağıda:

 

* Van Kadın Derneği (VAKAD) tarafından hazırlanan 2012’nin ilk altı aylık raporuna göre Van’daki kadınların %86’sının hiçbir geliri yok; her iki kadından biri çocuk yaşta, her üç kadından biri ise istemediği biriyle evleniyor.

 

* Kongolu asker Lubanga’nın ‘çocuk asker’ kullanmaktan 14 yıl hapse mahkum olması gözleri terör örgütü PKK’ya çevirdi. Daha önce ileri sürülen benzer iddialar için Murat Karayılan, çocukların silahaltına alınmadıklarını, ancak 16-17 yaşındaki çocukların ideolojik ve siyasi çalışmalara katılmak üzere kadrolarına alındığını bildiren bir açıklama ile aslında çocukların varlığını kabul etmişti. Türkiye’nin tarafı olduğu, Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olması Konusundaki Protokole göre, bunu önlemeye yönelik çocuk haklarına saygılı bir mücadele stratejisi olması gerekmiyor mu?

 

* BM Çocuk Hakları Komitesi’nin Türkiye için yayımladığı 18 sayfalık “Sonuç Gözlemleri Raporu” bu ay haberlere konu oldu. Haberlerde raporun ilk 2 sayfası güzel özetlenmiş ve Türkiye’nin 10 “takdir”, “11” memnuniyet ifadesi ile beğeni aldığı belirtilmiş. Peki ya diğer 16 sayfa ne diyor? Komite’nin Türkiye’deki çocuklar ile ilgili duyduğu en az “21” de endişeden bahsediyor. Uluslararası düzeyde çocuk hakları konusundaki en önemli otorite olan Çocuk Hakları Komitesi’nin raporundaki endişeleri dikkate almak Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ile hem çocuklara hem de uluslararası camiaya karşı sorumluluğumuzun bir parçası değil mi?

 

* Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), ‘internetin bilinçli kullanımı ve güvenli internet hizmeti’ konusunda Meclis personeline sunum yapmış. Verilen bilgilere göre, çocukların %85’i Facebook profiline sahip, hesabı olan çocukların üçte biri 13 yaş altında. 1 dakikada 168 milyon e-posta gönderiliyor, 11 milyon kişi chat yapıyor, 2 milyon kullanıcı da online porno izliyor.

 

* Boşanma davası sonrasında tarafların çocukları birbirine göstermek istememesi, çocukların anne baba ile ilişki kurma hakkını ve bunun sonucunda da gelişimini olumsuz etkileyen bir durum. Ancak çocuklardan çok anne-babalar bu durumdan şikayetçi; bu konunun uygulamanın etkilerini de dikkate alarak düzenlenmesi isteniyor.

 

* Uluslararası Çocuk Merkezi (ICC) tarafından hazırlanan “çocuğa karşı şiddeti izleme haritası”na göre, çocuğa karşı şiddetin en çok yaşandığı ilin 217 olayla Gaziantep olduğu öğrenildi. Gaziantep’i 194 olayla İstanbul, 168 olayla Antalya ve 132 vakayla Diyarbakır takip ediyormuş.

 

* Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı’nın “Türkiye Çocuk Adalet Sistemine Sivil Toplum Gözüyle Bakış” adlı kitabı yayımlandı. Çalışmada Türkiye’de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 15 Temmuz 2005’te yürürlüğe girmesinden bu yana verilen kararlar üzerinden uygulamadaki durum ve çocuk suçluluğunun geldiği nokta incelendi. Kanunun tam anlamıyla uygulamaya geçirilemediği ve uluslararası sözleşmelerde Türkiye’nin imza attığı birçok maddenin çocuk hakları açısından ihlal edildiği tespiti yapıldı.

 

* Rize’de bir ilköğretim ve anaokulunun yanında yer alan çocuk oyun parkına doğalgaz terfi istasyonu yerleştirilmesi tepkilere neden oldu. Çocuklar için yapılmış hizmet binaları veya oyun alanlarının güvenliği konusundaki mevzuatın ve bunun uygulamasının gözden geçirilmesine ihtiyaç var.

 

Bu ay çocuklar için ne yaptık?

 

Yazının buraya kadar olan kısmında çocuklara zarar vermiş veya verme riski taşıyan ve bu özellikleri ile haber olan olayları ele aldık. Ancak toplumsal hayatımızda çocukla ile ilgili olup bitenler bunlardan ibaret değil. Bir de olumlu bir gelişme olarak haberlere konu olan olaylar var. Çocuklara yönelik yapılan çalışmaların ve hizmetlerin de takip edilmesi, hem hiçbir şey yapılmadığı düşüncesinden kaynaklanan umutsuzluğu yıkmak hem de yapılanlar üzerinde bir toplumsal denetim oluşturmak bakımından önemlidir. Yazının bu bölümünde farklı sektörleri ilgilendiren gelişmeler ve yeni hizmet modellerine ilişkin haberlere yer veriyoruz.

 

* Özgürlüğünden Yoksun Gençlerle Dayanışma Derneği (ÖZGE-DER) tarafından, 21 yaşına kadar olan çocuk, genç tutuklu ve hükümlüler için ‘Gençlik Destek Hattı Projesi’ başlatıldı.

* Çocuk Vakfı yeni anayasa yazım çalışmalarına yönelik olarak anayasada yer alması talebiyle 19 maddelik bir öneri paketi hazırladı. Çocuk haklarının anayasada yer alması için hazırlanan öneriler Meclis’e gönderilecek.

 

* Gündem Çocuk Derneği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Çocuk Çalışmaları Birimi Türkiye nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan çocukların taleplerini dinlediler. Türkiye’nin de taraf oluğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesinin atıfta bulunduğu çocuğun katılım hakkını hatırlatarak, Ermenice, Türkçe ve Kürtçe hazırladıkları materyaller aracılığıyla çocuklara anayasanın nasıl olması gerektiğini sordular.

 

* Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu ile Van Ticaret ve Sanayi Odası AB Bilgi Merkezi işbirliğiyle gerçekleştirilen ‘Avrupa Çocuk Filmleri Festivali’ büyük ilgi gördü. Özellikle konteyner kentlerde kalan depremzede çocuklarla beraber, 3 gün süren festivalde 750 çocuk film izledi.

* Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü Jimnastik Antrenörü Cem Nahircioğlu tarafından 1 yıldır uygulanan “otistik çocuklara spor yoluyla destek projesi” devam ediyor.

 

* Kadın Gelişim ve Kültür Derneği (KAGED), daha önce yetiştirme yurdunda kalan kız çocukların sosyal hayata daha çabuk adapte olmalarını ve kendilerini ev ortamında hissetmelerini sağlamak amacıyla kurduğu iki çocuk evine bir yenisini daha ekliyor.

 

Bu sözlerin takipçisi olalım!

 

Yazının bu bölümüne kadar gelmişseniz yorulmuşsunuz ve sormuşsunuzdur: Ne çok sorun var, iyi bir şey derken bile altından bir eleştiri çıkıyor. Ne olacak bu çocukların ve bu memleketin hali, yok mu bunun bir çaresi diye. Siyasetçiler veya bürokratlar tarafından çocukları ilgilendiren konularda verilen sözler, bu ruh hali içerisindekilerin yüreğine bir su serpiyor. Ama olaylar ve eleştiriler arttığında dile getirilen bu taahhütler bazen unutulup gidiyor. Bu bölümde bu sözlere yer veriyoruz ki, takipçisi olalım ve hayata geçirilmelerini sağlayalım.

 

* Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Devlet koruması altına alınan çocukların yetiştirme yurtları yerine site içi apartman dairelerinde yer alacak “çocuk evleri”ne yerleştirileceğini duyurdu. Uzun yıllardır gündemde olan bu uygulamanın yaygınlaştırılacağı duyurulurken, uygulandığı döneme ilişkin bir etki değerlendirmesinin sonuçlarının da paylaşılması çok iyi olurdu. Nitekim bazı uzmanların bu uygulamaya yönelik kaygılar dile getirdiği de bildiriliyor. Bir yandan bu sözün gerçekleşmesini diğer yandan ise uygulamaları ve sonuçlarını takip etmek gerekiyor.

* Çocuk istismarıyla mücadelede yeni bir dönem olacağı söyleniyor. 15 yaşını bitiren çocukla rızasıyla olsa bile cinsel ilişki kuran istismardan yargılanacak; istismar mağduru tüm çocukların ruh sağlığının bozulduğu kabul edilecekmiş. Ensest yapan ailenin cezası da 2 kat artacakmış.

* Aile Bakanlığı’nın sokakta çalıştırılan çocuklar için harekete geçtiği haberi verildi. Hem toplumsal duyarlılık kampanyası başlatılacak, hem de çocuğunu çalıştıran aileye eğitim ve maddi destek verilecekmiş. Sorun aşılamazsa çocuk aileden alınacakmış.

* Hükümetten çocuk bakımı için kadınlara nakit para desteği geliyormuş. 0-5 yaş arası çocuğu olan kadınlara kreş parası ödenmesi üzerinde çalışmalara başlanmış.

* Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırladığı taslağa göre, çocukların işledikleri fiiller suç oluştursa bile, belli bir ağırlığa ulaşmaması halinde adli sürecin dışında tutulacakmış.

AYIN KONUSU:

 

Mevsimlik Geçici İşçilikte Çocuklar

 

Başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu Anadolu bölgesinde tarımda çalışacak mevsimlik geçici işçilerin günlük ücretleri bu yıl 25 TL olarak belirlenmiş. 45 dereceye varan kavurucu sıcaklarda, 12 saati aşkın süreyle, çok ağır şartlarda gerçekleştirilen bir işten bahsediyoruz. Çok uzun saatler tarlada çalışan bu ailelerin çok küçük yaştakileri hariç çocukları da çalışıyor.

 

Bu işe ihtiyacı olan insanların çocuklarına ücretsiz baktırma olanakları da yok, güvenli bir biçimde çalışacakları yere gitme olanakları veya sağlıklı bir ortamda kalma olanakları da yok. Bulundukları yerde çoğunlukla elektrik ve temiz içme suyu olmuyor.

 

Mevsimlik tarım işçilerinin pek çok sorun, zorluk ve riskle mücadele ederek kazandıkları 25 TL de günlük değil, yıllık ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarruf edilmek zorunda. Onların uğraşmaları gereken sorunlar da sadece çalışma koşulları değil.

 

Tarım işçisi Kılıç ailesinin öyküsü durumu çok iyi anlatıyor: Kırıkkale’nin Karakeçili İlçesi’nde mevsimlik tarım işçilerini taşıyan minibüsün devrilmesi sonucu 19 yaşındaki Mehmet Kılıç, eşi 18 yaşındaki Fatma Kılıç ile çocukları 1 yaşındaki Melike ile 3 yaşındaki İbrahim Halil Kılıç, 4 yaşındaki Fatma Nur Kılıç ve aynı yaştaki Musa Diler öldü. Bir yanda erken evlilik, diğer tarafta mevsimlik tarım işçiliği. Bütün bunların arka planında denetimsizlik; sosyal devlet ve onun bir önemli bir parçası olan çocuğun korunmasından sorumlu devletin eksikliği.

 

Mevsimlik tarım işçiliği demek, çocuklar bakımından eğitim hakkından sağlık hakkına birçok hakkını kullanamamak, erken yaşta çalışmaya başlamak ve birçok riske açık halde yaşamak demek. Ordu Valiliği, 16 yaşından küçüklerin fındıkta çalıştırılmasını engellemek için bir genelge yayımlayarak, bu yasağa uymayanlara idari para cezası verileceğini duyurmuş. Çocukların çalıştırılmasının önlenmesi, bu alanda yapılması gerekenlerin en önemlilerinden biri elbette. Ama bunu neden yaptığımızı bilmezsek, gerçekten amaca hizmet edecek bir şey yapabilir miyiz? Ordu Vali Vekili bu yasağı şu sözler ile açıklamış: “Bu durum, gelişme döneminde olan çocukların kötü koşullara sürüklenmesi gibi istenmeyen bir durum oluşturacağından, ülkemizin dünyadaki itibarını zedeleyebilmekte ve fındığımızın giderek artan Avrupa pazarında boykota uğramasına neden olabilmektedir.”

 

İtibar zedelenmese, Avrupa pazarında boykot uygulanmasa tarımda çocuk istihdamı sorun olmayacak mı? Tarım da çocuk işçiliğini önlemeye yönelik çalışmalarımızı, açıklamanın ilk cümlesi ile gerekçelendiremez miyiz? Çocuklarımız zarar görüyorlar, bu nedenle engellemek istiyoruz, diyemez miyiz? Ama bunu dersek, çocuk işçiliğini yasaklamak yetmeyecek, beraberinde mevsimlik tarım işçilerinin ücretlerinden, sosyal güvencelerine; konaklamalarından, yolculuklarına; çocuklarının eğitiminden sağlığına pek çok alanı kapsayacak düzenlemeler yapmamız gerekecek. (BA/SA/YY)

 

İstanbul – BİA Haber Merkezi

14 Ağustos 2012, Salı

Bürge AKBULUT – Seda AKÇO