Kadına şiddet; bir halk sağlığı sorunudur!

5 Ekim 2011

NTVMSNBC / 05.10.2011

İki kadından neredeyse birisi fiziksel ya da cinsel şiddete ya da ikisine de birden maruz kalıyor!

TRABZON – Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Tezcan, Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddetin çok yaygın bir sorun olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Tezcan, Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), KTÜ Rektörlüğü ve KTÜ Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanlığınca KTÜ Prof. Dr. Osman Turan Kültür ve Kongre Merkezinde ortaklaşa düzenlenen 14. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi kapsamında organize edilen, ”Kadına Yönelik Şiddet” konulu panele oturum başkanlığı yaptı, Türkiye’deki duruma ilişkin sunum gerçekleştirdi.

Kadına yönelik aile içi şiddetin bir halk sağlığı sorunu olduğunu ve yıllarca ihmal edildiğini belirten Tezcan, ”Kadına şiddet, kadın hareketleriyle gündeme yavaş yavaş girmeye başladı. 2000’lerden bu yana da bu konu gerçekten tartışılmaya başlandı. Bütün ülkelerde kadına yönelik aile içi şiddet var. Dolayısıyla yaygın bir sorun. Bu kadın ve çocukların sağlığını çok ciddi bir biçimde etkiliyor. Ölümler var. 2009 yılından sonraki rakamlara ulaşamadık, hala yen içinde kalmaya çalışıyor. Resmi rakamlara ulaşmada zorluk çekiyoruz. 2009’un ilk 7 ayında 953 kadın öldürülmüş. Kadınların çoğu depresyonda” dedi.

Şiddetin ”bulaşıcı” bir olay olduğunu öne süren Tezcan, şöyle devam etti:

”Çocukluğundan itibaren şiddet gören, şiddetin olduğu ortamda büyüyen erkek ve kadın daha sonraki yaşamlarında şiddet uyguluyorlar. Kadınlarda ciddi sağlık sorunları yaratan, insan hakları ve özgürlükleri ihlaline neden olan bir davranış bozukluğudur şiddet uygulamak. Türkiye’de yıllarca 2000’li yılların ortalarından itibaren çok yoğun tartışılan bir konu ve görüldü ki Türkiye’de yerel çalışmalar var. Ulusal bir çalışma yok, oysa ulusal eylem planı yapmanız için de kır, kent, bölge farklılıklarını, nedenlerini görmemiz gerekiyordu. Bu nedenle 2008 yılında Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü bir AB desteği ile ihale açtı biz de oluşturduğumuz bir konsersuyumla enstitü olarak bu çalışmayı yapmak üzere başvurduk ve ihaleyi aldık.”

FİZİKSEL ŞİDDETİN YAŞLA ARTIĞINI GÖRÜYORUZ

Yine ülkemiz kadınlarının insan haklarını geliştirmek ve aile içi şiddetten korunmaları konusunda sorumluluğu olan paydaşların farkındalıklarını, iş birliklerini artırarak, kapasitelerinin güçlendirilmesine katkıda bulunmak. 24 bin örneklediğimiz hane var. Kır, kent ve 12 istatistiki bölgeyi çalıştık. Bu çalışmaya Türkiye’de gerçekleştirilmiş en büyük örnekli ulusal çalışmadır. Yüzde 88 katılımcı soruları yanıtlamıştır.
Bulgular vahim. Ülke genelinde 15-59 yaş evlenmiş kadınların yüzde 39’u yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri veya birlikte oldukları kişiler tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını ifade etti. Yüzde 15’i cinsel şiddete maruz kaldığını ifade etti. İkisini birden aldığınızda oran yüzde 42’ye yükseliyor. Büyük ihtimalle fiziksel ve cinsel şiddeti bir arada görüyorlar. İki kadından neredeyse birisi fiziksel ya da cinsel şiddete ya da ikisine de birden maruz kalıyor. Kadınlardan yüzde 11’i istemediği halde, eşinden korktuğu için cinsel ilişki yaşadığını belirtmiş. Yüzde 9’u zorla cinsel ilişkiye girdiğini ifade etmiş. Duygusal şiddet yüzde 44’lerde, daha da beter durum. Yine 100 kadından 40’ı ekonomik istismara uğradığını ifade etmiş. Bu rakam 2009 yılının ilk 7 ayı 953 ise şimdilerde binin üzerinde olduğunu rahat rahat söyleyebiliriz.

BÖLGELERE GÖRE ŞİDDET

Bölgelere göre baktığımızda Orta Anadolu’da oran yüzde 49,5. Doğu Karadeniz bu oran yüzde 38. Kuzey Doğu Anadolu yüzde 53’lere çıkıyor. Güneydoğu’da ise bu oran yüzde 47,7. Kır, kent farkı çok fazla yok. Fiziksel şiddetin yaşla artığını görüyoruz. Öğrenim durumu düşük olan kadınların durumu daha vahim ama lise ve üzerinde de kadınların yüzde 25’inin şiddete maruz kaldığını görüyoruz.”

ŞİDDET GÖREN KADINLARIN YÜZDE 92’Sİ HİÇ BİR YERE BAŞVURMUYOR

Üniversite mezunu kadınların yüzde 17’sinin yaşamının herhangi bir döneminde fiziksel şiddet gördüğünü ifade ettiklerini vurgulayan Tezcan, şöyle devam etti:

”Eğitim de dolayısıyla sorunu tamamen çözmüyor. Burada başka bir sorun daha var, öğrenim düzeyi düşük kadınlar çocukluklarından beri şiddet ortamında büyüdükleri için içselleştiriyorlar olayı. Ama öğrenim durumu yükseldikçe, hele hele üniversite çağına geldikçe kadınların bir de bunu içselleştirememe, utanma, üzülme, pişmanlık ve söyleyememek gibi bir dertleri var. Mesela ben Sabahat Tezcan olarak, kocamdan dayak yiyorum diyebilir miyim? Yesem bile, fiziksel şiddete uğradım diyebilir miyim? Sizin önünüzde bütün karizmam gider ve aynı şey hepiniz için geçerli. Dolayısıyla öğrenim düzeyi yükseldikçe de bu bilgilerin olduğundan daha az düzeyde bildirilme olasılığı da yükseliyor. Ama bunun boyutunun ne olduğunu bilemiyoruz, bunu saptamamız mümkün değil. Gözlemeniz, yaşamanız lazım. Kapatılıyor bu işler. Benim mesela akademik kurumda, çevremde profesör hanımlardan eşlerinden çok ciddi şiddet görenleri biliyorum. Bir anket yapsak bunların hiç birisinin ‘ben şiddet görüyorum’ diyebileceğini de tahmin etmiyorum.

YÜZDE 60’NIN KULAK ZARI PATLAMIŞ VE GÖZLERİ MORARMIŞ

Kadınların yüzde 10’u gebe iken fiziksel şiddete uğradı. Yaşamlarının herhangi bir döneminde şiddete uğrayan kadınların yüzde 24’ü bir şekilde yaralanıyor. Çizik, sıyrık, yara ve bere sonucu yaralananların oranı yüzde 66. Yüzde 60’nın ise kulak zarı patlamış ve gözleri morarmış. Yüzde 17 kesik ve ısırık, adamlar ısırıyor kadınları yani. Bu yaralanmaları burkulma, kırık, çıkık, kemiklerde çatlak, derin yaralar, kesikler, diş kırılmaları, iç organ yaralanmaları ve yanıklar takip ediyor. Kadınların durumu vahim.

TÖRE CİNAYETLERİNE İNTİHAR SÜSÜ VERİLİYOR

Şiddet gören kadınların yüzde 33’ü hayatına son vermeyi düşündü. İntihar istatistiklerininde kadınlarla ilgili olan kısmını dikkatle yorumlamamız lazım. Töre cinayetlerine intihar süsü veriliyor. Biz bunu anne ölümleri çalışmasında gördük. Kadın bir şekilde evlilik dışı ilişki yaşadığı ya da kaçarak evlendiği için yakalandığı zaman ya önüne koyuyorlar ipi ‘git kendini as’ diyorlar ya da fare zehrini koyuyor ‘anne bunu iç’ diyor ve bu istatistiklere intihar diye geçiyor. Oysa bunlar cinayet. Neden şiddet uyguluyorlar diye sorulduğunda birinci sırayı erkeğin ailesi ile ilgili sorunlar alıyor. Şiddet gören kadınların yüzde 92’si hiç bir yere başvurmuyor. Yüzde 8’i bir yerlere çabalamış başvurmak için. Gitmişler de ne olmuş? İlgilenmemiş kimse, bir hizmet almışlar belki ama hiç de memnun değiller. Zaten bunu gazetelerden de okuyoruz ‘kocandır, evine git, çoluğunun çocuğunun başında ol’ diyorlar. Gidiyor ve öldürülüyor, boşanıyor yine öldürülüyor. Bu mücadele de kadınlar yine yalnız. Türkiye’de kadına yönelik aile içi şiddet çok yaygın bir sorun. Ülke genelinde kır, kent hiçbir değişkene göre önemli bir fark göstermiyor ve ciddi bir halk sağlığı sorunu. Bunun çözümü için topyekun bir mücadele gerekiyor. Sektörler arası iş birliği ve multidisiplinel bir yaklaşımla konunun ele alınması gerekiyor.”