İnsan Hakları Komisyonu’nun Avrupa’da Ailelerinden Koparılan Türk Çocuklara İlişkin Raporu

23 Ekim 2013

Haberciniz / 23.10.2013

TBMM İnsan Hakları Komisyonu, Almanya, Hollanda ve Belçika Gençlik Daireleri’nin Türkiye kökenli çocuklara yönelik uygulamalarına ilişkin raporu kabul etti- Rapordan: “Çocuklar çok basit sebeplerle ailelerinden alınmakta, uygulamanın asıl hedefi, aile bütünlüğünü koruma yönünde olmalı”- “Çocuğun aileden alınması durumunda, kendi kültür ve yaşam tarzına en yakın akraba ve ailelere verilmesi gerekir”- “Çocuklar ailesi ile bazen 6 ayı aşkın bir süre görüştürülmeyerek, geçici olarak algılanan bu sürecin sürekli hale dönüşmesine zemin hazırlanmaktadır”- “Ailenin içinde bulunduğu negatif durum ve tutumların ortadan kalktığının tespit edilmesi halinde, çocuk aileye iade edilmelidir”- “Türkiye kökenli ailelerin koruyucu aile olması teşvik edilmelidir”

COŞKUN ERGÜL – TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Almanya, Hollanda ve Belçika Gençlik Daireleri’nin Türkiye kökenli çocuklara yönelik uygulamalarına ilişkin raporu kabul etti.

Raporda, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde gençlik dairelerinin, binlerce Türkiye kökenli çocuğu ailelerinin elinden haksız yere aldığı ve bunları kendi kültüründen uzak ailelere verdiği yönünde çıkan iddialar üzerine inceleme yaptığı belirtildi.

Bu çerçevede komisyonun, heyetler halinde 15-19 Nisan 2013 tarihlerinde Almanya, 19-22 Haziran 2013 tarihlerinde Hollanda ve 17-19 Haziran 2013 tarihlerinde Belçika’da konuya ilişkin inceleme ziyaretlerinde bulunduğu ifade edilen raporda, velayet hakkının, anne ve baba için çocukları ile yakın ilişki kurma hakkı veren son derece üstün ve kutsal bir temel insani hak olduğu belirterek, velayet hakkının aileden alınması ve bir başka birime veya aileye verilmesi kararının gençlik dairesi kararı yerine, mahkeme kararıyla olması gerektiği ifade edildi.

Çocukların çok basit sebeplerle ailelerinden alındığı kaydedilen raporda, gençlik daireleri uygulamalarının asıl hedefinin, aile bütünlüğünü koruma yönünde olması gerektiği vurgulandı.
Çocuğun aileden alınması durumunda, kendi kültür ve yaşam tarzına en yakın akraba ve ailelere verilmesi gerektiği kaydedilen raporda, “Gençlik daireleri tarafından çocuğun aileden alınma safhasında, çocuğun akrabalarına veya aile yakınlarına verilebilme durum ve şartlarının olup olmadığı hususunda araştırılma yapılması gerekmekte, bu araştırmanın sonucunda çocuğun yerleştirileceği bir aile yakını bulunmaması halinde çocuk gençlik dairesi tarafından diğer uygun ailelere verilmelidir” denildi.

Aile ile alıkonulan çocuklar arasında sürekli şahsi ilişki kurulmasına imkan sağlanmasının önemine işeret edildi. Bazen çocukların ailesi ile 6 ayı aşkın bir süre görüştürülmeyerek, geçici olarak algılanan bu sürecin sürekli hale dönüşmesine zemin hazırlandığı ifade edilen raporda, şöyle denildi:

“El koyma uygulaması geçici bir tedbirdir. El koyma uygulaması geçici ve tedbir niteliğinde bir durum olduğuna göre ailenin durumu sık aralıklarla kontrol edilmek suretiyle ailenin içinde bulunduğu negatif durum ve tutumların ortadan kalktığının tespit edilmesi halinde, çocuk aileye iade edilmelidir. Belçika da olduğu gibi, zorunlu olarak yılda en az iki defa çocukları elinden alınan aileler nezdinde araştırma ve inceleme yapılmalı, ailelerdeki negatif durum ve tutumların ortadan kalktığının tespit edilmesi halinde çocukların biran önce ailelere iade edilmesi gerekmektedir.
Alıkonulan çocuğun kendi kültür ve kimliği açısından anadilini konuşmasına imkan sağlanmalıdır. Bazı gençlik dairesi görevlilerinin şahsi ilişkinin devam ettirilmesi için yapılan görüşmelerde, çocuk ile ailesinin Türkçe dilini konuşmalarına izin verilmeyerek, çocuğun anadilini kullanmasının engellenmesi suretiyle, çocuğun ana dilini ve dolayısı ile kendi kültür ve kimliğini unutturma girişimi içinde bulunduğu saptanmıştır. Aileler çocuklarını geri alabilmek için uzun ve meşakkatli bir yargı sürecinden geçmeye mecbur tutulmaktadır. Gençlik dairesinin el koyma uygulamasından sonra, bu uygulamanın ortadan kaldırılması amacıyla ailenin mahkemeye başvurmak zorunda bırakılması, ailenin uzun ve meşakkatli bir yargı süreci ile karşı karşıya kalmasına sebep olmaktadır.”

“Gençlik daireleri hem hakim hem de savcı”

Raporda, mahkemelerin karar verirken gençlik daireleri tarafından hazırlanan raporları esas almasının gençlik dairelerini hem savcı hem de hakim konumuna getirdiği belirtildi. Mahkeme kararına esas teşkil edecek raporların gençlik dairesi uzmanları dışında, başka uzmanlar veya bilirkişilerce hazırlanmasının büyük önem arz ettiği vurgulandı.

Almanya ve Hollanda toplumunda, Türk aile yapısı hakkındaki önyargıların giderilmesi gerektiği ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:

“Gençlik dairelerinde Türkiye kökenli uzman istihdamının artırılması büyük önem arz etmektedir. Çocukları gençlik daireleri tarafından el konulan ailelere, uzmanlarca hukuki ve psikolojik destek verilmelidir. Türkiye kökenli ailelerin koruyucu aile olması teşvik edilmelidir. Almanya’daki dış temsilciliklerimiz nezdinde aile danışmanlığı hizmeti verecek birimlerin oluşturulması yararlı olacaktır.

Türkiye toplumundaki aile içi problemler, çocukların gençlik daireleri uygulamalarına maruz kalmasına neden olmaktadır. Türkiye’den göç eden vatandaşlarımızın göç ettikleri ülke koşullarına en kısa sürede uyum sağlaması gerekmektedir. El konulan çocuklarımızın çoğunluğunun barınma yurtlarında kaldığı ve buralarda çocuklarımızın çok ciddi sorun ve tehlikeler ile karşı karşıya bulunduğu anlaşılmıştır. Nitekim Hollanda’da alıkonulan 671 çocuktan 504’ü yurtlarda kalmakta, Almanya’da ise alıkonulan çocukların yarısından fazlasının yurtlarda kaldığı tahmin edilmektedir. Bu nedenle yurtlarda kalan çocuklarla ilgili acilen bir çalışma yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.”
Kaynak: AA