Herkes çocuk sever mi?

5 Agustos 2012

 

Radikal/ 05.08.2012

 

2012 nin ilk 6 ayında gazetelere çocuğun cinsel istismarı ile ilgili 58 haber yansıdı.

 
SEDA AKÇO   /  BÜRGE BULUT

 

2012 yılının ilk altı ayında basına yansıyan Türkiye’de çocuğun cinsel istismarı olaylarına dair bir değerlendirme

 

Cinsel istismar, bir yetişkinin 18 yaşından küçük bir çocuğa yönelik olarak cinsel tatmine yönelik davranışlarda bulunmasıdır. Bilinir ki, cinsel istismar olaylarının ancak bir kısmı su yüzeyine çıkar. Büyük bir bölümü ise çeşitli nedenlerle gizli kalır. Ortaya çıkan istismar olaylarının da sadece bir kısmı basına yansır.
Bu rapor 2012 yılının ilk 6 ayında basına yansıyan çocuğun cinsel istismarı vakalarından bir derleme yaparak durumun ciddiyeti konusunda bir fikir oluşturmaya çalışıyor. Bizim de sınırlı sayıda gazete ve elektronik yayın takibi yapabildiğimiz gözönüne alındığında, buradaki vakalar basına yansıyan vakaların bir kısmını, ortaya çıkanların daha da az bir kısmını kapsıyor. Gerçekleşenlerin ne kadarını yansıtabildiğini tahmin etmemize ise imkan yok.
2012’nin ilk 6 ayında bizim tarayabildiğimiz gazete ve elektronik yayınlara çocuğun cinsel istismarı ile ilgili 58 haber yansımış, yani yaklaşık olarak her ay 10 vaka okumuşuz. Ayrıntılı tablosuna Hümanist Büro web sitesindeki bağlantıdan ulaşılabilecek bu haberlerden bizim çıkardığımız sonuçlar şunlar:
Çocuklar Türkiye’nin her bölgesinde cinsel istismara uğruyor. Basına yansıyan haberlerden biri 18 ilde gerçekleştirilen çocuk pornografisi operasyonuna ilişkin. Onun dışında kalan 57 haberin Türkiye’nin bütün bölgelerini kapsayacak biçimde 29 ilden gelmiş olması dikkat çekici: Adana 6; Antalya, Gaziantep, Samsun ve Sakarya 4; Ankara ve Muğla 3; Aydın, Diyarbakır, Isparta, İstanbul, Konya, Osmaniye ve Tokat 2; Adıyaman, Afyon, Bartın, Bolu, Burdur, Bursa, Erzincan, Hatay, İzmir, Mardin, Mersin, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon ve Van 1.
İstismarcı çoğunlukla çocuğun yakın çevresinden, hatta onu korumakla yükümlü makamlardan. Basına yansıyan 58 haberin sadece 8’inde şüpheli çocuğun tanımadığı bir kişi veya bilinmiyor. 8 haberde ise şüpheli birden fazla kişi var ve bunların içinde kamu görevlilerinin de adı geçiyor. Şüphelilerin yaşı, mesleği ve çocuğa yakınlık derecesi ile ilgili ayrıntılı bilgi verilen 28 haber incelendiğinde ise ortaya çıkan tablo şöyle: Şüphelilerin profillerinde yüzde 25 ile birinci sırada öğretmenler yer alıyor (7 haber), bu öğretmenlerin bir kısmı da okul müdürü veya il/ilçe milli eğitim müdürü. 6 haberde (yüzde 21) anne ve/veya baba şüpheliler arasında. Diğer şüpheliler arasında 5 haberde (yüzde 18) çocuğun erkek arkadaşı, 4 haberde (yüzde 14) çocuğun dayısı, dedesi, kuzeni vb. bir yakın akrabası, 3 haberde (yüzde 11) servis şoförü, 2 haberde (yüzde 7) ise komşu var.
Çocuk yaşta evlendirme toplumsal bir suç olmaya devam ediyor. Basına yansıyan 58 haberin 11’i kız çocuklarının evlendirilmesine ilişkin. Bu haberlerin yarısında kız çocuklarının evlendirildikleri kişiler de çocuk. Yani iki taraflı bir mağduriyet söz konusu.
Evlendirilen kız çocukları ile ilgili haberlerden 2’sinde aynı zamanda aile içi şiddet de var ve bu kız çocuklarından bir tanesi aile içi şiddet sonucu hayatını kaybetmiş.
Cinsel istismarın sonucu yeni mağdurlar. Basına yansıyan haberlerdeki cinsel istismara maruz kalan çocuklardan 7’si olay sonucu hamile kalmış. Hamile kalan kız çocuklarından birisine istismarcı (öğretmen) tarafından kürtaj yaptırılmış. Doğan bebeklerin ise 1’i istismarcı (mağdur kız çocuğunun babası) tarafından doğumdan sonra öldürülmüş, 3’ü doğumdan sonra hastaneye, baba evine veya kaldırıma terk edilmiş.

Bu olayların sorumluları kim?
Haberlere yansıyan bu olayların hepsinde şüpheliler hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmış, bir kısmı hakkındaki dava ise sonuçlanmış durumda. Bu olayların çoğunun ardından failler cezalandırılmalı denildi, cezaların caydırıcı olmadığı söylendi ve en ağır cezanın ne olabileceği tartışıldı. Ama hiçbir olay sonrasında çocuğun korunması konusu ile ilgili kapsamlı bir tartışma başlatılmadı, o olayı nasıl ve niye önleyemedik diye sorulmadı, hiç olmazsa bundan sonrakileri önlemek için çocuk koruma sistemimizi nasıl yeniden yapılandırabiliriz diye tartışılmadı.
Halbuki bunların hepsi önlenebilecekken önlenememiş mağduriyetlerdi. Biz bunları konuşurken önleyici bir sistemimiz olmadığı için zarar gören bu çocuklara her gün yenileri ekleniyor. Bu durumda sorumlular sadece istismarcılar olabilir mi? Bu olayları önleme sorumluluğunu yerine getiremeyenler de sorumlu değiller mi?
Bütün bu vakalara rağmen gerçek bir sorumluluk üstlenemeyen bir toplumun mensubu olmanın verdiği mahcubiyetle, sormaya devam ediyoruz: Bu olayları ve sonuçlarını takip eden bir birim var mı? Başvurduğumuzda aşağıdaki şu soruların cevaplarını alabileceğimiz bir birim var mıdır, mesela? Failler ne tür cezalar aldı? Çocuğun yaşı nedeniyle faillerin cezasız kaldığı olaylar oldu mu? Kamu görevlisi olan faillerin görev değişikliği nedir? Mağdur çocuklar hakkında ne tür tedbirler alındı? Bu olaylar içerisinde çocuğun faille evlendirilmesi suretiyle neticelenen örnekler var mı?

Evlendirilmenin engellenmesi için kamunun yapmış olduğu bir çalışma var mı? Evlendirilmiş olan çocuğa sunulan ne tür hizmetler var? Bu hizmetler çocuğa hangi yolla ulaşmış? Bu olaylar üzerine değişen bir hizmet, politika veya mevzuat oldu mu?
Sorunun kaynağı ile yüzleşmeden sorun ile mücadele edemeyiz. Basına yansıyan haberlere bakıldığında görülüyor ki, çocuklar daha çok onların bakımı, korunması veya eğitiminden sorumlu kişiler tarafından istismar ediliyor. Habere konu olaylardaki şüphelilerin açıklamaları da, bu olaylara toplumun verdiği tepki de şunu gösteriyor: Eğer zor kullanma veya şiddet yok ise, bir duygusal bağ ve hele ki evlenme niyeti var ise, bir yetişkinin bir kız çocuğunu cinsel partner olarak görmesinde bir tuhaflık görmüyor toplum. Öğretmenlerin öğrencileri ile cinsel ilişkilerini “çocuğun rızası” ile açıklarken, burada bir tuhaflık görülmüyor olmasının kendisi tuhaf değil mi? Ya da bir emniyet görevlisinin, bir yurt müdürünün böyle düşünmesinde değil mi esas sorun?
Bu haberlerin, bizi bir gerçeğimiz ile yüzleşmeye zorladığını düşünüyoruz. Çocuğun cinsel istismarına kapı aralayan, bir yetişkin ile bir çocuğun evlenmesini normal kabul eden kültürel yapımız ile yüzleşmeden çocuk istismarı ile mücadele edemeyiz. Bu nedenle bu raporu hazırladık. Olayları ve oluş biçimini görünür kılmayı amaçlıyoruz. Böylece, ne ile mücadele etmek gerektiğini ve bunun nasıl yapılabileceğini biraz daha gerçekçi bir tonda konuşabilmeyi ümit ediyoruz.

SEDA AKÇO , BÜRGE BULUT:  Hümanist Büro

Herkes çocuk sever mi?

 

Radikal

 

2012 nin ilk 6 ayında gazetelere çocuğun cinsel istismarı ile ilgili 58 haber yansıdı.

 
SEDA AKÇO   /  BÜRGE BULUT

 

2012 yılının ilk altı ayında basına yansıyan Türkiye’de çocuğun cinsel istismarı olaylarına dair bir değerlendirme

 

Cinsel istismar, bir yetişkinin 18 yaşından küçük bir çocuğa yönelik olarak cinsel tatmine yönelik davranışlarda bulunmasıdır. Bilinir ki, cinsel istismar olaylarının ancak bir kısmı su yüzeyine çıkar. Büyük bir bölümü ise çeşitli nedenlerle gizli kalır. Ortaya çıkan istismar olaylarının da sadece bir kısmı basına yansır.
Bu rapor 2012 yılının ilk 6 ayında basına yansıyan çocuğun cinsel istismarı vakalarından bir derleme yaparak durumun ciddiyeti konusunda bir fikir oluşturmaya çalışıyor. Bizim de sınırlı sayıda gazete ve elektronik yayın takibi yapabildiğimiz gözönüne alındığında, buradaki vakalar basına yansıyan vakaların bir kısmını, ortaya çıkanların daha da az bir kısmını kapsıyor. Gerçekleşenlerin ne kadarını yansıtabildiğini tahmin etmemize ise imkan yok.
2012’nin ilk 6 ayında bizim tarayabildiğimiz gazete ve elektronik yayınlara çocuğun cinsel istismarı ile ilgili 58 haber yansımış, yani yaklaşık olarak her ay 10 vaka okumuşuz. Ayrıntılı tablosuna Hümanist Büro web sitesindeki bağlantıdan ulaşılabilecek bu haberlerden bizim çıkardığımız sonuçlar şunlar:
Çocuklar Türkiye’nin her bölgesinde cinsel istismara uğruyor. Basına yansıyan haberlerden biri 18 ilde gerçekleştirilen çocuk pornografisi operasyonuna ilişkin. Onun dışında kalan 57 haberin Türkiye’nin bütün bölgelerini kapsayacak biçimde 29 ilden gelmiş olması dikkat çekici: Adana 6; Antalya, Gaziantep, Samsun ve Sakarya 4; Ankara ve Muğla 3; Aydın, Diyarbakır, Isparta, İstanbul, Konya, Osmaniye ve Tokat 2; Adıyaman, Afyon, Bartın, Bolu, Burdur, Bursa, Erzincan, Hatay, İzmir, Mardin, Mersin, Şanlıurfa, Tekirdağ, Trabzon ve Van 1.
İstismarcı çoğunlukla çocuğun yakın çevresinden, hatta onu korumakla yükümlü makamlardan. Basına yansıyan 58 haberin sadece 8’inde şüpheli çocuğun tanımadığı bir kişi veya bilinmiyor. 8 haberde ise şüpheli birden fazla kişi var ve bunların içinde kamu görevlilerinin de adı geçiyor. Şüphelilerin yaşı, mesleği ve çocuğa yakınlık derecesi ile ilgili ayrıntılı bilgi verilen 28 haber incelendiğinde ise ortaya çıkan tablo şöyle: Şüphelilerin profillerinde yüzde 25 ile birinci sırada öğretmenler yer alıyor (7 haber), bu öğretmenlerin bir kısmı da okul müdürü veya il/ilçe milli eğitim müdürü. 6 haberde (yüzde 21) anne ve/veya baba şüpheliler arasında. Diğer şüpheliler arasında 5 haberde (yüzde 18) çocuğun erkek arkadaşı, 4 haberde (yüzde 14) çocuğun dayısı, dedesi, kuzeni vb. bir yakın akrabası, 3 haberde (yüzde 11) servis şoförü, 2 haberde (yüzde 7) ise komşu var.
Çocuk yaşta evlendirme toplumsal bir suç olmaya devam ediyor. Basına yansıyan 58 haberin 11’i kız çocuklarının evlendirilmesine ilişkin. Bu haberlerin yarısında kız çocuklarının evlendirildikleri kişiler de çocuk. Yani iki taraflı bir mağduriyet söz konusu.
Evlendirilen kız çocukları ile ilgili haberlerden 2’sinde aynı zamanda aile içi şiddet de var ve bu kız çocuklarından bir tanesi aile içi şiddet sonucu hayatını kaybetmiş.
Cinsel istismarın sonucu yeni mağdurlar. Basına yansıyan haberlerdeki cinsel istismara maruz kalan çocuklardan 7’si olay sonucu hamile kalmış. Hamile kalan kız çocuklarından birisine istismarcı (öğretmen) tarafından kürtaj yaptırılmış. Doğan bebeklerin ise 1’i istismarcı (mağdur kız çocuğunun babası) tarafından doğumdan sonra öldürülmüş, 3’ü doğumdan sonra hastaneye, baba evine veya kaldırıma terk edilmiş.

Bu olayların sorumluları kim?
Haberlere yansıyan bu olayların hepsinde şüpheliler hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmış, bir kısmı hakkındaki dava ise sonuçlanmış durumda. Bu olayların çoğunun ardından failler cezalandırılmalı denildi, cezaların caydırıcı olmadığı söylendi ve en ağır cezanın ne olabileceği tartışıldı. Ama hiçbir olay sonrasında çocuğun korunması konusu ile ilgili kapsamlı bir tartışma başlatılmadı, o olayı nasıl ve niye önleyemedik diye sorulmadı, hiç olmazsa bundan sonrakileri önlemek için çocuk koruma sistemimizi nasıl yeniden yapılandırabiliriz diye tartışılmadı.
Halbuki bunların hepsi önlenebilecekken önlenememiş mağduriyetlerdi. Biz bunları konuşurken önleyici bir sistemimiz olmadığı için zarar gören bu çocuklara her gün yenileri ekleniyor. Bu durumda sorumlular sadece istismarcılar olabilir mi? Bu olayları önleme sorumluluğunu yerine getiremeyenler de sorumlu değiller mi?
Bütün bu vakalara rağmen gerçek bir sorumluluk üstlenemeyen bir toplumun mensubu olmanın verdiği mahcubiyetle, sormaya devam ediyoruz: Bu olayları ve sonuçlarını takip eden bir birim var mı? Başvurduğumuzda aşağıdaki şu soruların cevaplarını alabileceğimiz bir birim var mıdır, mesela? Failler ne tür cezalar aldı? Çocuğun yaşı nedeniyle faillerin cezasız kaldığı olaylar oldu mu? Kamu görevlisi olan faillerin görev değişikliği nedir? Mağdur çocuklar hakkında ne tür tedbirler alındı? Bu olaylar içerisinde çocuğun faille evlendirilmesi suretiyle neticelenen örnekler var mı?

Evlendirilmenin engellenmesi için kamunun yapmış olduğu bir çalışma var mı? Evlendirilmiş olan çocuğa sunulan ne tür hizmetler var? Bu hizmetler çocuğa hangi yolla ulaşmış? Bu olaylar üzerine değişen bir hizmet, politika veya mevzuat oldu mu?
Sorunun kaynağı ile yüzleşmeden sorun ile mücadele edemeyiz. Basına yansıyan haberlere bakıldığında görülüyor ki, çocuklar daha çok onların bakımı, korunması veya eğitiminden sorumlu kişiler tarafından istismar ediliyor. Habere konu olaylardaki şüphelilerin açıklamaları da, bu olaylara toplumun verdiği tepki de şunu gösteriyor: Eğer zor kullanma veya şiddet yok ise, bir duygusal bağ ve hele ki evlenme niyeti var ise, bir yetişkinin bir kız çocuğunu cinsel partner olarak görmesinde bir tuhaflık görmüyor toplum. Öğretmenlerin öğrencileri ile cinsel ilişkilerini “çocuğun rızası” ile açıklarken, burada bir tuhaflık görülmüyor olmasının kendisi tuhaf değil mi? Ya da bir emniyet görevlisinin, bir yurt müdürünün böyle düşünmesinde değil mi esas sorun?
Bu haberlerin, bizi bir gerçeğimiz ile yüzleşmeye zorladığını düşünüyoruz. Çocuğun cinsel istismarına kapı aralayan, bir yetişkin ile bir çocuğun evlenmesini normal kabul eden kültürel yapımız ile yüzleşmeden çocuk istismarı ile mücadele edemeyiz. Bu nedenle bu raporu hazırladık. Olayları ve oluş biçimini görünür kılmayı amaçlıyoruz. Böylece, ne ile mücadele etmek gerektiğini ve bunun nasıl yapılabileceğini biraz daha gerçekçi bir tonda konuşabilmeyi ümit ediyoruz.

SEDA AKÇO , BÜRGE BULUT:  Hümanist Büro