Gündem Çocuk Derneği: Çocuklarınızı 72 Aydan Önce İlkokula Göndermeyin!

13 Eylül 2013

T24 / 13.09.2013

Çocuklara yönelik hak ihlalleri ile davalara ilişkin değerlendirme ve raporlarıyla bilinen Gündem Çocuk Derneği, 2013-2014 eğitim öğrenim yılı öncesinde uyarılarda bulundu

Hülya Karabağlı/ ANKARA

“Mevcut eğitim sistemi “zeki” ve “başarılı” çocukları seven ama diğerlerinin yüzüne bakmayan kötü bir öğretmen gibidir” deniyor. Gezi Eylemlerine katılan öğrencilerin fişlendiğine ilişkin iddialara Milli Eğitim Bakanlığı’nın sessiz kalmasının endişe verici olduğu belirtildi. SBS’nin kaldırılmış olmasının sorunları çözer gibi yaptığına dikkat çekilerek, “Öğretmenlerin sistemin dışına itildiği’ vurgulandı.

Çocuklara yönelik hak ihlalleri ile davalara ilişkin değerlendirme ve raporlarıyla bilinen Gündem Çocuk Derneği, 2013-2014 eğitim öğrenim yılı öncesinde çeşitli uyarılarda bulundu. “Okula başlama yaşı çocuğun gelişimsel özellikleri ile uyumlu değil” diyen dernek, ailelere ‘çocuklarınızı 72 aydan önce okula göndermeyin’ çağrısını yaptı. Eğitim sisteminin ‘zeki’ ve ‘başarılı’ öğrencileri sevdiğine dikkat çeken Gündem Çocuk, bu durumun zamanla çocuk arasında ayrımcılığı körükleyebileceğini vurguladı. Tespit, öneri, değerlendirme ve uyarıların yer aldığı bilgilendirme raporu şöyle:

‘Çocuklarınızı 72 Aydan Önce İlkokula Göndermeyin’

Gündem Çocuk Derneği olarak öncelikle okula başlama yaşının, uygulamada görülen sonuçları göz önünde tutularak 72 aya yükseltilmesini, ebeveynlerin çocuklarının etiketlenmesi korkusu gibi ikircikli durumlarda bırakılmamasını talep ediyoruz. Bu konuda yapılan yeni düzenlemelere kadar, ebeveynlere çocuklarını 72 aydan önce birinci sınıfa göndermemelerini, okul öncesine kayıt ettirmelerini, ihtiyaç duymaları halinde bu konuda uzman desteği almalarını öneriyoruz.

‘Eğitim sistemi zeki çocukları seviyor’

Orta Öğretime Yerleştirme Sistemi’nde Yapılan Değişiklikler Türkiye’nin de onayladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye göre eğitimin amacı, çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda onu evrensel insani değerlerle, bilimsel bilgi ile buluşturmak ve kendini gerçekleştirmesine destek vermektir.

Ancak orta öğretime yerleştirme sisteminde yapılan değişikliklerle eğitim sistemi, çocuğun kendini gerçekleştirme amacının çok uzağına düşmekte, seçme sisteminin kıskacında kalarak; “en zeki”, “en başarılı” çocukları seçmeye ve onlara daha iyi eğitim vermeye odaklanıp geride kalan çocukları önemsememekte, hatta yok saymaktadır.

‘Zeki çocuk belirleme yöntemi tek tipleştiriyor’

Üstelik zeki ve başarılı çocuk belirleme yöntemi tek tip yeteneğe odaklı ve oldukça tartışmalıdır. Sürekli seçme-yerleştirme baskısı altındaki mevcut sistem kendisini de çocukları da tek tipleştirmekte ve sınav başarısının esiri haline getirmektedir. Mevcut eğitim sistemi “zeki” ve “başarılı” çocukları seven ama diğerlerinin yüzüne bakmayan kötü bir öğretmen gibidir. Sınav sisteminde öne çıkan çocuklar eğitimin bir sonraki aşamasında daha iyi okullara gitmekte geriye kalanlar ve ise düşük olanaklarla yetinmektedir.

‘Ayrımcılık körüklenmemeli’
Bu da zamanla çocuklar arasındaki başarı makasını giderek açmakta ve ayrımcılığı körüklemektedir. Unutulmamalıdır ki eğitim her çocuğun hakkıdır, her çocuğun ihtiyaçlarına cevap verebilmeli ve eşitlikçi bir yaklaşımla, her bir çocuğa mümkün olanın en iyisini sağlamalıdır.
‘Öğrenci Başarısı Değil, Sistemin Başarısı Ölçülmeli’’

Çocuğun haklarını gözeten bir eğitim sisteminde ölçülmesi gereken öğrencinin başarısı değil, eğitim sisteminin çocukların ihtiyaçlarının farklılığına duyarlı olmadaki başarıdır. Bunun için de öğretmene yatırım esas olmalıdır. Şu andaki mevcut sistemde olduğu gibi eğitim sistemin odağına öğrenci başarısını koymak kolaycılıktır.

‘SBS’nin kaldırılmış olması sorunları çözmez’

SBS’nin kaldırılması ve yerine okul içi sınavlar ile seçme ve sıralama yapmayı öngören yeni sistem sınava dayalı sisteminin bazı sorunlarının çözer gibi görünse de aslında seçme ve sıralama sistemini eğitim sisteminin kalbine yerleştirmekte ve odakta olması gereken öğretmeni daha da pasif hale getirmektedir. Eğitimciler bilir ki sınav sınıf içi bir ölçme aracı olduğu kadar bir eğitim aracıdır. Yeni sistem ile zaten pasifize edilmiş öğretmenlerin elinden bir eğitim aracı olan sınavlar da alınmış olacak ve öğretmen daha da inisiyatifsiz kalacaktır. Dolayısıyla her ne kadar Bakanlık yetkilileri yaptıkları açıklamalarda “öğretmen esastır” sloganını kullansalar da pratikte bunun tersi bir durum ortaya çıkmakta ve öğretmenler sistemin daha çok dışına itilmektedirler.

‘Gezi Olayları Ardından Fişleme İddiaları Endişe Verici’!

Taksim Gezi Parkı’nda başlayan olaylara destek amacıyla 31 Mayıs’tan itibaren Türkiye’nin pek çok yerinde yaşanan protesto eylemlerinde kolluk kuvvetlerinin orantısız şiddet kullanımı ve keyfi uygulamaları başta olmak üzere pek çok ihlaline çocuklar da maruz kalmıştır. Olaylar sırasında bazı çocuklar eylemlere doğrudan katılırken bazı çocuklar da Gezi Parkı başta olmak üzere yaratılan yaşam alanlarındaki etkinliklere, atölye çalışmalarına, eğitsel faaliyetlere kendilerinden sorumlu yetişkinlerle birlikte katılmışlardır. Gösterilerin durulması ve şekil değiştirmesi ardından pek çok devlet kuruluşu gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nın da eylemlere katılanların (öğrenci ve öğretmenlerin) tespit edilmesi için fişleme ve öğrencileri ihbarcılığa teşvik gibi faaliyetlere giriştiğine dair basında çeşitli haberler yer almıştır. Bu çabaların Bakanlık talimatı ile mi yerel insiyatifle mi olduğu bilinmemektedir. Bu iddialara karşılık Bakanlığın sessiz kalması ise endişe vericidir.