Fruktoz yağa dönüşüyor, obezite patlıyor

3 Mart 2011

NTVMSNBC / AA / 22.02.2011

İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Ceyhun Balcı, glisemik indeksi yüksek gıdaların 8 milyon diyabet hastasına yenilerini ekleyeceğini, fruktozun ise obeziteyi artıracağını söyledi.

İZMİR – Ceyhun Balcı, nişasta bazlı şekerin sağlığa zararlı olduğu yönündeki iddialara ilişkin, ”Glisemik indeksi artan gıdaların tüketiminin artması 8 milyon şeker hastasına yenilerinin eklenmesini getirecek, fruktoz yağa dönüştürülerek ‘obezite’ sorununa fazlasıyla yol açmış olacaktır” dedi.

İzmir Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi ve Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi tarafından, ”Fruktoz ve nişasta bazlı şekerlerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğine” yönelik iddialara ilişkin ortak basın toplantısı düzenlendi.

İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Balcı, hem Avrupa Birliği hem de Türkiye’nin gıda mevzuatına göre yüksek fruktozlu mısır şurubunun ”şeker” kapsamında olduğunu hatırlatarak, her ne kadar şeker pancarı fruktoz içerse de, ”nişasta bazlı şeker” (NBŞ) olan mısır şurubu kökenli fruktozun önde gelen sakıncasını, sindirim sistemi yoluyla hızla emilmesi, ani ve aşırı bir insülin salgısına yol açması olarak gösterdi.

Balcı, kana karışan gıdaların insülin üzerindeki etkisi yani ”glisemik indeksi” yükseldikçe gıdaların sağlığa zararlı olmaya başladığına işaret ederek, ”Hekimlerin penceresinden bakıldığında fruktoz kotalarının artırılması ve buna bağlı olarak da fruktoz tüketiminin patlaması, hiç de uzak olmayan bir gelecekte önemli sağlık sorunlarına yol açma potansiyelindedir” dedi.

Balcı, mısır şurubunun şeker kaynağı olarak kullanılmasının bir başka sakıncasını da Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) olarak gösterdi. Mısırın, soya, pamuk ve kanola ile GDO olma potansiyelinin yüksek olduğunu belirten Balcı, oysa Türkiye’de yaygın olarak tarımı yapılan ve üretiminde dünyada 4. sırada bulunan şeker pancarında GDO riskinin bulunmadığını söyledi.

Balcı, şeker pancarı üretiminde Türkiye’nin çok daha gerisinde olan AB ülkelerinde 2010-2011 dönemi için planlanan Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotalarının yüzde 6,5 olduğunu kaydederek, Türkiye’de ise Şeker Yasası ile şeker üretiminin yüzde 10’unun NBŞ’ye ayrıldığını, bu kotanın sürekli artırılarak bugün yüzde 15’e eriştiğini anlattı.

Türkiye’nin şeker pancarını tümüyle iç üretimle karşılayabildiğini, NBŞ için ihtiyaç duyulan 500 bin ile 1 milyon ton mısırın ithalatla sağlandığını aktaran Balcı, ”Türkiye’nin ihtiyacı olmamasına rağmen NBŞ kotasını yükseltmesi akıl ve mantıkla açıklama olanağı yoktur” dedi.

”MISIR ŞURUBUNDAN ÜRETİLEN ŞEKERE MUHTAÇ DEĞİLİZ”


Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Ferdan Çiftçi de bir tarım ve endüstri kolu olmasının yanı sıra kurulduğu bölgelerin ekonomik ve sosyal yaşamını önemli ölçüde yükselten şeker pancarı üretimi ve şeker endüstrisinin zayıflatılmasının hem insan sağlığına hem de tarım ve sanayi başta olmak üzere ülke ekonomisine zarar vereceğini söyledi.

NBŞ kotasının artırılmasının Türkiye şeker pancarı üretimini yüzde 15-20 oranında olumsuz etkilediğine dikkati çeken Çiftçi, Türkiye’nin tütün üretiminde yaşadığı sorunu şekerde de yaşayacağını, hatta şekerin tütüne göre daha temel ihtiyaç maddesi olduğu göz önüne alındığında sorunun daha da büyük olduğunu ifade etti. Çiftçi, ”Şekeri üretemiyoruz da mısır şurubundan üretilen şekere muhtaç değiliz” dedi.

NBŞ’de bir başka sorunu ”nişastanın ayrıştırılmasında kullanılan bakterilerin de GDO’lu olması” olarak gösteren Çiftçi, şeker pancarı ekim alanlarının bir başka özelliğinin orman alanlarına göre 2 kat daha fazla oksijen yayması olduğunu ifade etti. Çiftçi, şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ve çok uluslu şirketlerin Türkiye’de faaliyetlerinin artmasıyla hem tarım hem de şeker sanayi açısından daha büyük sorunların yaşanacağına dikkati çekti.