Çocuk Hakları İzleme ve Raporlama Just another WordPress weblog 2012-02-22T14:24:52Z http://www.cocukhaklariizleme.org/feed/atom WordPress Gokce <![CDATA[Lise servisine ateş açıldı… İki kız öğrenci öldü biri yaralı…]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9225 2012-02-22T14:24:52Z 2012-02-22T14:24:52Z

 

Milliyet / 22.02.2012

 

Osmaniye’nin Kadirli İlçesi’nde işsiz 23 yaşındaki Sinan Yaman, içinde karşılıksız aşk beslediği kız öğrencinin de bulunduğu okul servisine pompalı tüfekle saldırdı.

 

2 kız öğrenci hayatını kaybederken 1 öğrenci de ağır yaralandı, şüpheli ise kaçtı.Olay saat 15.00 sıralarında Yeşiltepe Mahallesi’nde meydana geldi.

 

Okul çıkışı Tufan Kırpık yönetimindeki 80 S 7221 plakalı Kadirli Kız Meslek Lisesi’nin öğrencilerini taşıyan servis minibüsüne pusu kuran Sinan Yaman pompalı av tüfeğiyle ateş açtı.

Yaman’ın 5 el ateş ettiği minibüste bulunan kız öğrencilerden 16 yaşlarındaki Rümeysa Demirel, Fatmanur Gedik ile Fatmagül Yalçın yaralandı. Yaralı öğrenciler, olay yerine çağrılan ambulanslarla Özel 7 Mart Hastanesi’ne götürüldü.

 

Yoğun bakıma alınan lise ikinci sınıf öğrencilerden Fatmanur Gedik ile Fatmagül Yalçın yapılan tüm müdahaleye karşın hayatını kaybetti. Demirel’in ise tedavisi sürüyor.

Olayın duyulması üzerine öğrenci velilere hastaneye akın etti. Bazı veliler sinir krizi geçirdi. Kadirli Kaymakamı Necip Çakmak ile İlçe Emniyet Müdürü Bayram Kadir Tüylü ile İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canpolat da hastaneye gelip öğrenciler hakkında bilgi aldı.

KARŞILIKSIZ AŞK SALDIRISI İDDİASI

 

İddiaya göre, öğrencilerden Fatmanur Gedik’e aşık olduğu ancak aşkına karşılık bulamadığı için saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen Sinan Yaman ise kayıplara karıştı.Polis, şüpheliyi yakalamak için geniş bir arama başlattı.

 

 

 

]]>
0
admin <![CDATA[ISPCAN Uluslararası Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Kongresi’ne davet]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9219 2012-02-22T14:12:41Z 2012-02-22T14:12:41Z Sizleri “Uluslararası Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği” (ISPCAN) ve “Türkiye Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği”nin 9-12 Eylül 2012’de İstanbul’da düzenleyeceği 19. ISPCAN Uluslararası Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Kongresi’ne davet etmekten mutluluk duyuyoruz.

Ankara’da 1988 yılında kurulmuş olan Türkiye Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği, çocuk istismarı alanında çok çeşitli çalışmalar yürütmüş ve birçok eğitim toplantısı ve kongre düzenlemiştir. 2001 yılında ISPCAN’in 8. Avrupa Bölgesel Toplantısını da yine İstanbul’da gerçekleştirmiştir. Dernek bu etkinlikleri nedeniyle 2006 yılında ISPCAN’in “Türkiye partneri” olmaya hak kazanmıştır.

Kongrenin teması “Her Çocuk Önemlidir. Çocukların korunması için yerel, ulusal ve uluslararası ortaklıkların desteklenmesi” olarak belirlenmiştir. Uzun yıllardır yapılan pek çok çalışma çocuk istismarıyla mücadele etme ve önlemede en etkin yolun kaynakların ve çabaların birleştirilmesinden geçtiğini göstermektedir. Bu kongrede de katılımcıların çocuk istismarını fark etme, tedavi etme ve önleme kapsamında insan kaynaklarını en iyi biçimde kullanmanın yollarını tartışıp, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliklerini geliştireceğini umuyoruz.

Dünyanın en büyüleyici kentlerinden biri olan İstanbul’da sizleri de Eylül 2012’de aramızda görmeyi diliyoruz.

Saygılarımızla.

Prof. Dr. Figen Şahin                                                     Joan Van Niekerk

Kongre Eş Başkanı (TSPCAN)                                    Kongre Eş Başkanı (ISPCAN)

]]>
0
Gokce <![CDATA[Çocuklar İçin Adalet Projesi]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9208 2012-02-22T13:34:42Z 2012-02-22T13:34:42Z

 

Kanal A / 22.02.2012

 

Hükümet düğmeye bastı çocuk haklarının korunması için yeni bir proje başlattı. UNICEF’in desteği ile yürütülecek proje ile ilgili Adalet Bakanı Sadullah Ergin bilgi verdi…

 

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2012-2014 yılları arasında uygulanması planlanan ”Çocuklar İçin Adalet Projesi”nin amacının, çocuk koruma yasasının etkin şekilde uygulanmasının, çocukların adil yargılanmasının ve çocukların bütün haklarının tam olarak yaşama geçirilmesinin sağlanması olduğunu söyledi.

 

Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Türkiye Adalet Akademisince Avrupa Birliğinin finansmanı ve UNICEF’in teknik desteğiyle yürütülecek olan ve adalet sistemi içinde çocuk haklarının korunmasını güçlendirmeyi amaçlayan projenin açılış töreni Swiss Otel’de yapıldı.

 

Törende konuşan Adalet Bakanı Ergin, çocuk suçluluğunun, dünyada ve Türkiye’de artışının üzülerek izlendiği sosyal bir sorun olduğunu, bu sosyal sorun ile mücadelenin özel bir ilgi, titizlik ve çok yönlü bir işbirliğini gerektirdiğini söyledi.

 

Suça sürüklenerek ceza infaz sistemine dahil olan çocukların, özel bakıma, yardıma ve korumalara ihtiyaç duyduklarını ifade eden Ergin, bu kapsamda yapılan yasal düzenleme ve mevzuat hakkında bilgi verdi.

 

Ergin, 31 Ocak 2012 tarihi itibarıyla ceza infaz kurumlarında toplam 2 bin 360 çocuğun bulunduğunu, bunların bin 948′nin tutuklu, 412′sinin hükümlü olduğunu bildirdi.

 

Cezaevlerindeki çocukların durumunun daha pozitif hale getirilmesi amacıyla yürütülen çalışmaları da anlatan Ergin, tutuklu ve hükümlü çocukların eğitimlerine devam etmeleri, kişiliklerini geliştirmelerine olanak sağlayacak hobiler edinmeleri, sosyal-kültürel faaliyetlere katılmaları, ihtiyaç duydukları psiko-sosyal yardım ve destek programları almalarının sağlandığını anlattı.

Türkiye’de 2005 yılından bu yana hayata geçirilen denetimli serbestlik uygulamalarıyla da çocuklar hakkında hapis cezası yerine seçenek yaptırımlara, tutuklama tedbirleri yerine de adli kontrol tedbirlerine karar verilmeye başlandığını kaydeden Ergin, bu sayede 134 denetimli serbestlik merkezi şube müdürlüklerinde çocuklara yönelik eğitim ve iyileştirme çalışmalarının devam ettiğini belirtti.

Denetimli serbestlik kontrolünde olan çocuk sayısının 8 bin 642 olduğunu söyleyen Ergin, normal şartlarda cezaevlerinde bulunması gereken bu çocukların, ailelerinin yanında, eğitilerek, tekrar toplama kazandırılmalarına çalışıldığını ifade etti.

 

Suça sürüklenen çocukların korunması için koordineli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu dile getiren Ergin, bu amaçla daha önce başlatılan projelerin ve bireyselleştirilmiş iyileştirme sisteminin devamının sağlanması amacıyla bu projenin başlatıldığını bildirdi.

 

Ergin, şöyle konuştu:

 

”Bu projenin amacı, çocuk koruma yasasının etkin şekilde uygulanmasını ve çocukların adil yargılanma, çocuk adalet sisteminde etkin sektörler arası işbirliği ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan çocuklara sağlanan yüksek standartlara uygun hizmetler yoluyla yasa çerçevesinde çocukların bütün haklarının tam olarak yaşama geçirilmesinin sağlanmasıdır. Çocuklar için adalet projesinin hedeflenen önemli sonuçlarından biri ceza adalet sistemindeki çocuklar için adil yargılamanın güçlendirilmesidir. Bir diğer sonuç özgürlüğünden yoksun bırakılma tedbirine çocuklar için son çare olarak başvurulmasını sağlayacak mevzuat ve mekanizmaların geliştirilmesidir. Kurumlar arası işbirliğini düzenleyen koordinasyon stratejisinin tam olarak uygulanması da bu projenin hedeflerindendir.”

 

Bakan Ergin, Türkiye’nin Avrupa Birliğine giriş sürecinde çocukların adil yargılanma haklarının korunması ve çocuk koruma kanunun uygulanmasının etkinliğinin artırılmasına yönelik kapsamlı bu projede Adalet Bakanlığı ile çalışan tüm taraflara teşekkür etti.

 

Çocuk rehabilitasyonunda ihtisaslaşma geliyor

 

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin de ”Adalet Mülkün Temelidir” anlayışıyla yola çıktıklarını, ancak adaletin yalnız mülkün değil, huzurun, kalkınmanın ve barışın da temeli olduğunu ifade etti.

 

Dünyada uluslararası hukukun geldiği noktanın çocuk hakları ve dezavantajlı grupların tümünün hakkının korunması yönünde olduğunu anlatan Şahin, ”Uluslararası toplumda çocuk haklarının korunması, çocuğun doğuştan gelen yaşam hakkının korunması, çocukla ilgili kararlarda onun yüksek menfaatinin kollanması ve çocukla ilgili kararlarda çocuğun katılımının sağlanması mantığıyla çalışan bir yeni dünya düzenindeyiz. Bize düşen de tüm kurumlarla işbirliği yaparak aynı mantıkla hem hukuki altyapımızı güçlendirmek, hem uygulamalarda bizim görev alanımıza düşen kurumlarımızın altyapısını güçlendirmek” diye konuştu.

 

”Çocuklarla ilgili alanda ustalık dönemine yakışır biçimde yeni bir dönemin içindeyiz” diyen Şahin, bu alandaki eksikliklere bakarak çocuklarla ilgili çeşitli konuları incelemek üzere Bilim Kurulu oluşturduklarını ifade etti.

 

Şahin, Bilim Kurulunda dünyadaki değişim, halkın talepleri, Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun ve Çocuk Koruma Kanunu’ndaki son uygulamalarla ilgili yapılması gerekenlerin incelendiğini dile getirdi.

 

İkinci olarak rehabilitasyona önem verdiklerine işaret eden Şahin, şöyle konuştu:

”Çocuklarla ilgili rehabilitasyonda yeni bir dönemin başlangıcındayız. Özellikle Çocuk Koruma Kanunu ile beraber bizim kurumlarımıza düşen görevlerin ne olduğunu, kalite bazlı yönetim anlayışında bugüne kadar uygulanan yöntemlerin izlenmesi ve değerlendirilmesi noktasında yeni bir rehabilitasyon modellemesinin başlangıç aşamasındayız. Artık biz koğuş sisteminden çıkan, sevgi evleriyle beraber çocuk evlerinin modellemesine geçen fiziksel altyapıların güçlendirildiği mesleki olarak güçlü bireylerin eğitim verdiği hizmetler, bütçesi güçlendirilen Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü adı altında yeniden yapılandırıldı.”

 

Bakan Şahin, çocukların aile yanında kalma modellerini önemsediklerini ve bu kapsamda 7 bin çocuğa mali destek verildiğini anlattı. Diğer yandan çocuk evlerinde kalan çocukların donanımlı olarak yetiştirilmelerini de önemsediklerini vurgulayan Şahin, ”Çocuk mağduru ve çocuk faili dediğimiz çocuklarımızı kendi içinde rehabilite edecek sistemleri, cinsiyet bazlı yaş bazlı ayrımlarını yaparak ihtisaslaştırıyoruz” dedi.

 

Çocuk İzleme Merkezleri yaygınlaştırılacak

 

Güçlü toplumun güçlü çocuktan geçtiğini, bu sebeple projeyi çok önemsediklerini dile getiren Şahin, şunları kaydetti:

 

”Toplantıda çıkan sonuçları çok önemsiyoruz. Çocuk İzleme Merkezleri dediğimiz Sağlık, Adalet ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının koordinasyonunda istismara uğramış, mağdur olmuş çocuklarımızın aynı olayı birkaç kez farklı birimlere anlatmasını, çocuğun insan hakkı olarak kabul edilemez buluyoruz. O yüzden Ankara’da başlayan Çocuk İzleme Merkezlerinin tüm Türkiye’de yaygınlaştırılması bu proje kapsamında çok önemli bir çalışmanın modellemesi olacak.”

UNICEF Türkiye Temsilcisi Ayman Abulaban, 2001′de BM’nin Çocuk Hakları Komitesi Türkiye raporunda çocuklara yönelik işkence ve kötü muamele yönünde ifadelerin yer aldığını, ancak o günden bugüne Adalet Bakanlığının liderliğinde ve AB’nin finansmanı ile yapılan projelerle çocuk adaletinin sağlanması konusunda önemli çalışmalar yapıldığını anlattı.

 

Abulaban, son raporun değerlendirmesinde daha olumlu sonuçların çıkması konusunda umutlu olduklarını ifade etti.

 

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Başkanı Jean-Maurice Ripert de AB yolundaki Türkiye’nin çocuk adalet sistemini geliştirmesinin önemini vurguladı. Pek çok kamu kurumunun bu duruma birlikte çözüm arıyor olmasının önemli olduğunu belirten Ripert, ”Avrupa Birliği, Türkiye’nin çocuk adalet sitemi alanındaki yeniliklerini desteklemeye devam edecektir” dedi.

 

3 milyon 150 bin Avroluk proje

 

Projenin altyapısı hakkında bilgi veren Merkezi Finans ve İhale Birimi Başkanı Muhsin Altun da 24 ay sürmesi planlanan projenin ”doğrudan hibe” ve ”tedarik” olmak üzere 2 ana bileşenden oluştuğunu belirtti.

 

Doğrudan hibe bileşeni kapsamında Merkezi Finans ve İhale Birimi ile UNICEF arasında 3 milyon 150 bin Avro tutarında sözleşme imzalandığını söyleyen Altun, ihale hazırlık süreci devam eden tedarik bileşeni altında ise 160 adliye binasında uluslararası standartlara uygun ”çocukla görüşme odaları” kurulması ve Bireyselleştirilmiş İyileştirme Sistemi (BİSİS) uygulaması için 600 bin Avro tutarında ekipman alımı yapılacağını bildirdi.

 

Projenin amaçları

 

2014 yılına kadar sürecek olan projeyle, adil yargılanma hakkının yaşama geçirilmesi, çocukların ikincil mağduriyetlerinin önlenmesi, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına son çare olarak başvurulması, çocuk adalet sistemi çalışanlarının kurumsallaşmış eğitimlerden geçirilmesi ve özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocukların rehabilite edilmeleri gibi sonuçlar hedefleniyor.

Proje, çocuklarla ilgili daha iyi yargı kararlarının ve uygun tedbir kararlarının alınabilmesi için tüm aktörler arasındaki işbirliğini kolaylaştırmayı amaçlıyor.

 

Savcılık çocuk bürolarının güçlendirilmesi ve kamu vesayetinin yeniden düzenlenmesi yoluyla adil yargılamanın garanti altına alınmasını ve özgürlüğünden yoksun bırakılmaya son çare olarak başvurulmasını sağlamayı hedefleyen proje ile çocukların da dahil olduğu yargı süreçleri ve prosedürlerinde kullanılmak üzere oluşturulacak 160 yeni çocuk dostu görüşme ortamı ve bunlar içindeki ekipman sayesinde çocukların mağduriyeti önlenmeye çalışılacak.

 

Proje ile ayrıca, Türkiye’de daha önce yürütülen bireyselleştirilmiş iyileştirme sistemi en az 20 kapalı çocuk ceza ve infaz kurumu ve çocuk eğitim evini kapsayacak şekilde genişletilecek. (AA)

 

 

]]>
0
Gokce <![CDATA[İnternet mi sizi, siz mi interneti kontrol ediyorsunuz]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9205 2012-02-22T12:59:23Z 2012-02-22T12:59:23Z

 

NTVMSNBC / 22.02.2012

Alışveriş kölesi olmuş kariyerli bir kadın, örnek bir aile babasının ev tutmaya kadar giden bağımlılık serüveni ve ailesine bıçak çeken çocuklar… Hepsinin ortak paydası internet bağımlılığı. Kimler bağımlı olarak tanımlanabilir ve nasıl tedavi olunur?

 

Kürşat Özmen

 

İntenet hayatımıza girdiğinden beri eğlencemiz de oldu, kütüphanemiz de. Hatta işimiz ve yaşam alanımız… Ancak bugünlerde bambaşka bir yüzüyle tanışıyoruz. Hem de kanımızın bile akışını değiştiren karanlık bir yüzü ile. Daha önce uyuşturucu, alkol ve sigaraya yüklenen bir rol, şimdi ekranlarımızdan hayatımıza uzanarak bazılarımızı ele geçiriyor: İnternet bağımlılığı…

 

Bu konuyu yazarken internet yasaklarını savunanlara bir bahane daha verme korkusu, klavyeye uzanmayı zorlaştırsa da kurbanların hikayeleri görmezden gelinemeyecek kadar etkileyici.

Sık görüşmediğiniz bir tanıdığınızı ya da arkadaşınızı düşünün. Örnek bir baba ya da özenilecek kadar başarılı bir insan…

 

Bir gün onun hayatının merkezinde internet olan bir bağımlı olduğunu duysanız ne düşünürsünüz? Herhalde ‘Herkes kadar’ der geçersiniz. Peki ya mesaisini bırakıp tüm zamanını buna harcadığını, sırf bu iş için bir ev tuttuğunu, evde sadece bir koltuk, bilgisayar ve internet bağlantısı olduğunu öğrenseniz.

 

İşe gider gibi evden çıkarak bu gizli sığınağa koştuğuna, günlerini hatta bazen gecelerini bu ıssız evde yalnız başına bilgisayar başında geçirdiğine ihtimal verir misiniz…

Örnek bir baba ya da özenilecek kadar başarılı bir insan nasıl oluyor da bu hale gelebiliyor? Sorunun yanıtı henüz tam olarak bulunabilmiş değil. Ama en azından sorunu tanımlama aşaması geride kalmış gibi görünüyor.

UYUŞTURUCUDAN FARKI YOK
İnternet bağımlığı, artık uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı gibi bir hastalık. Tedavisi için de çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin artık uzmalık alanı internet bağımlılığı olan bir kliniği var.

Başhekim Doç Dr. Erhan Kurt, internet kullanımının ancak zararlı boyutlara oluşması halinde bağımlılıktan söz edebileceğini dile getirince içimiz rahatlıyor. Klinikte görevli Dr. Ömer Şenormancı da sınırları belirginleştiriyor: “Profesyonel kullanım ve ihtiyaç hali bizim çalışma alanımızın dışında kalıyor.”

BAĞIMLI MISINIZ?
Doç Dr. Erhan Kurt, bağımlılığın kriterlerini sayarken insan önce kendisini sonra çevresini bir bir kafasında tartmadan edemiyor:

- İnternette geçirilen zaman gittikçe artar. Normal bir insanın bıkkınlık eşiğine karşı tolerans gelişir. Daha fazla kullanıma doğru gider.

- Yoksunluk duygusu yıkıcıdır. Online olamazsa gerginlik, uykusuzluk ve öfke gözlenir.

- Tasarlanandan fazla kullanım görülür. Oysa başına geçerken 1-2 saat diye tasarlanır. Sabahlamaya kadar gider.

- Boşa giden çabalar hayatın bir parçası haline gelir. İnsanın kendine yaptığı telkinler başarısız olur.

- İşlevsellik bozulmaya başlar. Normal hayatını sürdüremez. Evini, işini ihmal eder.

- Bedensel ve psikolojik zararlarına rağmen kullanım sürer.

‘REKORUM 72 SAAT’
Klinik şefi Dr. Ramazan Konkan’ın bu kriterlere uyan kişilerin normal hayatın dışına çıktığını ve tedaviye ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Ama asıl macera da bundan sonra başlıyor. Çünkü bağımlılar bu kriterleri karşılıyorsa bile kabullenmemesi yaygın bir davranış şekli. “Reaksiyon geliştiriyor” diyor Konkan ama meslektaşı Ömer Şenorman’ın anlattıkları ne kadar tahmin edilebilir olsa da inanması zor şeyler:

“İnternet üzerinden oynanan oyunların bağımlısı haline gelmiş ergenlerin bilgisayar başında geçirdiği süre 10-12 saate kadar çıkabiliyor. ‘Hocam rekorum 72 saat’ diye övünen hastalarımız var. Aile önce önemsemiyor. Ancak iş yemek yememeye ve uykusuzluğa varınca telkini aşıp kendilerince önlem almaya çalışıyorlar. Bilgisayarlar ve modemler havada uçuşuyor. Hatta ailesine bıçak çeken gençler bile var.”

Bu örnekleri okuyunca ‘Eve gidince ilk işim bilgisayarı yasaklıyorum’ diye karar alanlar yalnız değilsiniz. Sizden önce benzer önlemler alan aileler, bir süre sonra çocuklarının günlerdir okula gitmediğini öğrendiğinde onları internet kafede bulmuş. Aç kalmak pahasına tüm harçlığını internete yatıran bu çocukların yine internet kafedekilerin ısmarladıkları tostlarla beslendiğini duyunca insan ne hissedeceğini bilemiyor gerçekten.

‘DERSLERİ İYİYSE GETİRMEYİN’
Dr. Şenorman’ın ‘Çocuğum bilgisayar başından kalkmıyor’ diye düşünen ailelere de bir uyarısı var: “Günde 3-4 saat oynuyor, sosyal hayatına devam ediyor ve dersleri iyiyse lütfen bize getirmeyin, patolojik eşiğe ulaşmamışlar…”

Bu bağımlılığa en çok neden çocukların yatkın olduğu sorusu geliyor insanın aklına. Şenorman, çocukların bu teknolojinin içinde doğduğunu hatırlatıyor: “Ulaşımları kolay, gelişime açıklar.”

Doç. Dr. Kurt da ergenliğin doğasına gönderme yapıyor:
“Bu yaşlar ailenin kanatları altından çıkarak bağımsızlığın ilan edildiği dönemlerdir. Artık anne babadan önce arkadaşlar gelmeye başlar. Varolma ihtiyacı başlar, yaşıtları arasında bir yer edinmek ister. Atalarımız çok doğru tanımlamış, delikanlı. Kan gerçekten de deli akar o yaşlarda. Biyolojik fırtınalar kopar bedenlerde.”

‘SEVGİLİSİ YOK UMURUNDA DEĞİL’
İnternet bağımlılığının esiri olmuş gençlerin hayatındaki öncelikler tamamen değişiyor. İlk hedef ise başarı algıları… Şenorman yine hastalarından örnek veriyor: “Okulda herkes dalga geçiyor, sevgilisi yok, dersleri kötü. Bunların hiçbiri onlar için sorun değil. Ancak oynadıkları oyunda başarısız olduklarında veya bir oyun arkadaşı ona destek olmadığında dünya başlarına yıkılıyor, çıldırıyorlar…”

‘KARİYER DE YAPARIM ÇOCUK DA…’
Elbette bu bağımlılığın tüm yükünü gençlere yıkmak haksızlık olur. Çünkü tedavi için başvuranlar arasında ‘Kariyer de yaparım, çocuk da’ sözünün hakkını vermiş insanlar bile var. Özellikle birinin hikayesi çok ilginç. Büyük bir şirkette başarılı bir kariyeri olan H.Y., hemcinsleri gibi kozmetiğe ilgisi olan bir kadın. Ancak ihtiyacı olan ürünleri internette araştırırken kendisini klinikte bulmuş. Uygun fiyat ya da etkili ürün arayışı için internette geçirdiği zaman, bir süre sonra hayatını ele geçirmiş. Bu saplantı, alışveriş çılgınlığıyla da birleşince ekranda gördüğü her ‘Satın al’ ikonuna basarken yakalamış kendini. Herhangi bir alışveriş merkezine giderek gerekli ürünleri almak da tatmin etmemeye başlamış. Saatlerce saplantılı bir şekilde aynı ürünleri inceledikten sonra ihtiyacı olmamasına rağmen benzer şeylerden onlarca aldığını uzun süre farketmemiş bile. Ailesi durumu farkedince ikna olmuş tedavi olmaya.

‘HASTALIK YOK HASTA VAR’
Tedavi sihirli bir sözcük ama aslında uzun bir süreç. Tespitle başlıyor, Dr. Konkan’ın “Karşımızda bir virüs yok, vücuda şu şekilde girmiş ve gelişmiş diyemiyoruz” sözleri sürecin zorluğunu anlatıyor. Sadece sonuca odaklanmak da yeterli değil: “Birçok kişi üzgündür ama bazıları depresyondadır. Bu yüzden psikiyatride hastalık değil hasta vardır.”

Doç Dr. Kurt araya giriyor ve işlerinin ne kadar zor olduğunu vurguluyor: “Bizim işimizde konfeksiyon yoktur, terzilik vardır.”

Madde bağımlılığı kimyasal olduğu için tedavinin keskin sınırları var:

- Artık ömür boyu içemezsin, bir yudumla bile eski haline dönersin!
- Bu tür ortamlardan ve arkadaşlarından kaç!
- Yönelim farkettiğinde o ortamdan uzaklaş!

Ancak iş internete gelince bu kadar keskin sınır çizmek mümkün değil. Erhan Kurt da buna vurgu yapıyor:

“Sosyal gelişimi azalmış ya da durmuş, kişilik bozukluğu başlamış ve sanal kişiliklere bürünmüş insanlarla karşı karşıyayız.”

MUTLAK YOKSUNLUK ÇÖZÜM DEĞİL
Davranışsal bir bağımlılık olan internet mağdurlarına önce farkındalık testi yapılıyor. Ailesinin telkinleriyle gelenlerin büyük bir çoğunluğu bağımlılığının boyutu hakkında fikri yok.

İkinci aşama ise davranış geliştirmeye yönelik. Hastada değişim isteğini oluşturmak gerekiyor.

Ancak hedef asla mutlak yoksunluk değil. Dr. Ramazan Konkan, yetişkinlerin normal hayata dönmede daha başarılı olabildiğini söylüyor. Çünkü çocuklar bağımlılık nedeniyle hayatının bazı evrelerini hiç yaşayamıyor. Ömer Şenormancı çocukların terapilerde kendini ifade etmekde zorlandığını söylüyor: “Diyalog bile başlatamıyor bazıları. Çünkü tüm iletişim modelleri klavye üzerinde geliştirmiş. Bu çocuklar için önce beceri gelişimi tedavisi uyguluyoruz.”

GATES, JOBS VE ZUCKERBERG…
İnternet bağımlılığının devamında en çok karışılaşılan hastalık ise depresyon. Ağır vakalarda tedavi ilaç kullanımına kadar gidiyor. İnternet üzerinden porno bağımlısı olarlar için ise madde tedavisi protokolü uygulanabiliyor. Kaygı bozukluğu ve çarpıtma ise ancak psikoterapi ile iyileştirilebiliyor.

“Mark Zuckerberg, Bill Gates veya Steve Jobs’ın aileleri, ‘Çocuklarımız bilgisayarın başından kalkmıyor’ diye size başvursaydı, bugün bazı teknolojilerden mahrum kalırdık” yorumuna ise katılmıyor Kurt, Konkan ve Şenormancı üçlüsü, “Profesyonel ve işlevsellik varsa ilgilenmeyiz…”

]]>
0
Gokce <![CDATA[‘Omuzumnda ağla diyerek’ taciz etti]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9193 2012-02-22T11:23:30Z 2012-02-22T11:23:30Z

 

Milliyet / 22.02.2012

 

SAMSUN’da kiracılarının 16 yaşındaki kızı R.E.’yi taciz ettiği iddiasıyla tutuksuz yargılanan 44 yaşındaki Sururi D., “3-4 ay kira vermediler. İsteyince de bu iftirayı attılar” iddiasında bulundu. R.E. ise, “Moralim bozuktu. ’Gel ağabeyinin omuzunda ağla’ diyerek kolumdan tutup kendisine çekti. Karşı koyunca da elle taciz edip, boynumdan öptü” diye konuştu.

 

Olay, Samsun’un Tekkeköy İlçesi’nde geçtiğimiz Temmuz ayında meydana geldi. R.E., oturdukları apartmanın merdiveninde ev sahiplerinin oğlu Sururi D.’nin tacizine uğradığını öne sürdü. Sururi D.’nin kendisine elle tacizde bulunup, boynundan öptüğünü öne süren R.E. durumu ailesine söyledi. Aile fertleri birlikte karakola giderek Sururi D.’den şikayetçi oldu. Gözaltına alınan Sururi D., sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere seberbest bırakıldı.

Samsun 2’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle dün ilk kez hakim karşısına çıkan Sururi D., R.E.’nin kendisine iftira attığını ileri sürdü. Sururi D., ailenin kiracıları olduğunu, 3-4 ay kira ödemeyince kendilerini uyardığını belirterek, “Sonra bana bu iftirayı attılar. R.E.’ye elimi bile sürmedim. Ailesinin baskısı sonucu bana iftira atıyor” dedi.

 

Duruşmada dinlenen genç kız ise sanığın yalan söylediğini ileri sürerek, “Ailevi nedenle dolayı moralim bozuktu. Apartmanın içinde merdivende oturuyordum. Yanıma gelip neden moralimin bozuk olduğunu sordu. Cevap vermedim. Sonra, ’Gel ağabeyinin omuzunda ağla’ diyerek kolumdan tutup kendisine çekti. ’Ne yapıyorsun?’ diyerek bağırdım. Ama, belimden tutup elle tacizde bulundu ve boynumdan öptü. Kendisini iterek kurtuldum” diye konuştu.

 

Olaydan sonra, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden alınan raporda genç kızın ruh sağlığının bozulduğu belirtildi. Mahkeme sanığın tutuksuz yargılanmasının devamına karar verip eksikliklerin giderilmesi amacıyla duruşmayı erteledi.

]]>
0
Gokce <![CDATA[Kravat zorunluluğu kalkıyor]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9123 2012-02-21T11:47:09Z 2012-02-21T11:47:09Z

 

Milliyet /21.02.2012

 

Milli Eğitim Bakanlığı kılık kıyafet serbestisinin ilk adımını hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Türkiye’de okulların geneline yayılması amaçlanan yeni bir uygulamaya göre, öğrencilerin kravat takma zorunluluğu olmayacak. Çalışma, öğretmenlerin görüşü doğrultusunda şekillendirildi. Öğretmenler, kravatın artık bir formaliteye döndüğü, kravatların gevşek bırakılarak daha saygısız bir görüntü oluştuğunu belirttiler.

Star’da yer alan haberde, ayrıca kravatlarla yapılan el şakalarının şiddete dönüştüğü gibi konularda sıkıntılar dile getirildi. Hem öğretmenlerden hem öğrencilerden aynı talep gelince Milli Eğitim Bakanlığı harekete geçti.

Milli Eğitim Bakanlığı önümüzdeki eğitim döneminden itibaren okullarda öğrencilerin mecburi olarak kravat takılmasını öngören şartı kaldırmak için çalışma başlattı. Bakanlık yetkililerinden edinilen bilgiye göre, yasağın güvenlik, görüntü ve sağlık gerekçeleriyle uygulanması gerektiği belirtildi.

]]>
0
Gokce <![CDATA[Meclis, interneti araştıracak]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9184 2012-02-22T08:50:31Z 2012-02-21T08:50:07Z

 

NTVMSNBC / 21.02.2012

 

Meclis internetin çocuklar üzerindeki etkisini araştırmak üzre bir komisyon kurma kararı aldı. 17 kişiden oluşacak komisyon yurtdışında da görev yapabilecek.

 

AA

 

ANKARA – TBMM Genel Kurulunda, internet kullanımı ve çocukların internetin zararlarından korunması konusunda Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kabul edildi.

 

TBMM Genel Kurulunda, AK Parti, CHP ve MHP’nin, internet kullanımı ve çocukların internetin zararlarından korunmasına ilişkin araştırma önergeleri birleştirilerek görüşüldü.

 

Görüşmeler sonunda konuyla ilgili komisyon kurulmasına karar verildi. Komisyon, 17 kişiden oluşacak ve gerektiğinde yurtdışında da görev yapabilecek.

 

Görüşmelerde Hükümet adına söz alan sağlık Bakanı Recep Akdağ, internet bağımlılığı konusunda toplumda farkındalığın artırılması gerektiğini söyledi.

 

İnternetin güvenlik ve sağlık başta olmak üzere bir çok boyutu bulunduğunu dile getiren Akdağ, ”İnternet üzerinden istenmeyen mesajlara maruz kalmak, siber zorbalıkla karşılaşılması konusunda hem mevzuatı geliştirmeli hem de gerekli tedbirleri almalıyız” dedi.

 

MÜSTEHCENLİK OLUMSUZ ETKİLİYOR
İnternet alanının uygunsuz içeriklere karşı da çok iyi düzenlenmesi gereğine dikkati çeken Akdağ, ”Sadece müstehcenlik değil, şiddet içeren bilgi ve görüntüler çocukların ve gençlerin ruhunu ve zihnini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle çocuklarımızın ve gençlerimizin yerine göre bir müptela şeklinde bağlanabileceği bilgisayar oyunlarının vasfı çok önemlidir. Çocukları bu hususta korumalıyız” diye konuştu.

 

TBMM Başkanvekili Meral Akşener, konuyla ilgili önergelerin birleştirilerek görüşülmesinin ardından yarın saat 13.00′de toplanmak üzere birleşimi kapattı.

]]>
0
Gokce <![CDATA[Cinayeti koğuş arkadaşına itiraf etti]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9035 2012-02-20T12:07:12Z 2012-02-20T12:07:12Z

 

Milliyet / 20.02.2012

 

Ankara’nın Sincan İlçesi Ahi Evran Mahallesi’nde geçen yıl ortadan kaybolan 15 yaşındaki Melike Toyguncu’nun, öldürülüp mezarlığa gömüldüğü iddia edildi.

 

Melike’nin kaybolmasıyla ilgili olarak 7 aydır Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan 27 yaşındaki Muharrem Aytekin’in koğuş arkadaşı Sedat Turunç savcılığa verdiği dilekçede, Aytekin’in Melike’yi 2 arkadaşının da yardımıyla tabancayla öldürüp mezarlığa gömdüklerini kendisine anlattığını öne sürdü.

 

Dilekçe üzerine, Sincan Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla Cimşit Mezarlığı’nda 15 ayrı mezar kazılarak alınan kemik örnekleri, Melike’ye ait olup olmadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’nda DNA testi yapılıyor.

 

Sincan’da oturan ve 2 kez evlenip ayrılan 40 yaşındaki Fatma Kırıcı’nın ilk eşinden biri kız 2 çocuğu, ikinci evliliğinden de kızı Melike dünyaya geldi. Melike Toyguncu, 18 Ocak 2011 günü, Yükseköğretime Geçiş Sınavı’na girecek ablası 26 yaşındaki Şerife Bekçi’ye Sincan Lisesi’nden form almak için evden çıktı. Melike, iddiaya göre 3 kişi tarafından kaçırıldı ve bir daha kendisini gören olmadı. Annenin şikayeti üzerine Melike’yi kaçırarak bir evde alıkoydukları ve ardından öldürdükleri şüphesiyle, daha önce cinayet suçundan 4 yıl cezaevinde yatan Muharrem Aytekin ile arkadaşları Cevat Yıldız ve Oğuzhan Mahmutoğlu 7 ay önce tutuklandı. Diğer şüpheliler Gökhan Bozkurt ile Bekir Bulut ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

 

KOĞUŞ ARKADAŞINA İTİRAF İDDİASI

 

Melike’nin cinayet şüphelisi olarak 22 Temmuz 2011 tarihinde tutuklanan Muharrem Aytekin’le aynı koğuşta yatan Sedat Turunç, Sincan Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği dilekçede, cezaevinin L-1 koğuşunda birlikte kaldıkları Muharrem Aytekin’in, Melike’yi arkadaşları Cevat Yıldız ve Gökhan Bozkurt ile birlikte öldürdüklerini itiraf ettiğini öne sürdü. Turunç dilekçesinde şu iddialarda bulundu:

 

“Muharrem, Melike Toyguncu’yu Sincan’da bulunan Cimşit Mezarlığı’na götürüp tabanca ile vurarak öldürdüğünü, Mustafa ismindeki birine ait mezarın içine, ya da sağına soluna gömdüğünü bana söyledi. Cevat ve Gökhan Bozkurt da oradaymış. Onlar da maktülenin gömülmesine yardımcı olmuşlar. Ben, bu olayla ilgili ayrıntılı olarak, benle görüşmek için izin verilen polis memurlarına her şeyi açıkladım. Bu yönden araştırma yapıldığında olay aydınlanacaktır. Cevat ve Muharrem’in bana söylediğine göre 18 Ocak 2011′den, 9 ya da 12 Şubat’a kadar Melike Toyguncu Cevat’ın evinde kalmış. Muharrem, Cevat’a suçu üstlenmesi için benim yanımda 12 bin TL teklifte bulundu. ‘Sana içeride de bakarım’ dedi. Cevat inanmadığı için kabul etmedi. Muharrem, Oğuzhan’dan Cevat’a 5 bin TL vermesini söyledi. Oğuzhan da ‘benim suçla ilgim yok. Suçu işlemediğim halde niçin para vereyim’ dedi. Melike’yi öldürmelerinin nedeni ise kendisini evden göndermek istemişler. O da ‘Beni gönderirseniz hepinizi yakarım’ demiş. Polise şikayetçi olur diye korktukları içinmiş.”

 

ANNESİ FATMA GÖZ YAŞI DÖKÜYOR

 

Öldürüldüğü iddia edilen kızı Melike’nin mezarını bile bilememenin acısını yaşayan anne Fatma Kırıcı, bir yıldır göz yaşı döküyor. Anne Kırıcı, “Ben yavrumun yaşadığını düşünüyorum. Melike ölemez, o daha küçücük. Her gece rüyamda yavrumu görüyorum, ona sarılıp, kokluyorum. Bize bunları yaşatanların, Melike’mi benden alanların da arkasından ‘baba’ diyenleri olmasın. Melike’me bir kez sarılayım, sonra da rabbim canımı alsa da razıyım. Bir anne bu kadar ağlatılır mı?” diye feryat ediyor.

 

KATAR’DA ÇALIŞAN BABAYA MEKTUP

 

Melike’nin, kaçırılmadan önce Katar’da çalışan babası Mahmut Toyguncu’ya mektup yazdığı ortaya çıktı. Melike özlem dolu mektubunda şöyle dedi:

 

“Canım babacığım, seni nasıl özlediğimi bir bilsen. Belki de içimden geçenlerin binde birini bile yazamıyorum. Ah içimi bir döksem, sesimi duyurabilsem. Beni duyar mıydın, dinler miydin? Ben istermiydim hiç senden uzak kalmayı, ayrı yaşamayı. Sen beni sevmesen bile, ben seni çoook seviyorum. Sen yoksan ışık yok, bu ev bana karanlık. Bu eve sığamıyorum işte. Unutmak için seni, oyuna veriyorum kendimi. Yine de yerin ayrı,boşluğun dolmuyor. Annem de bulmaya çalışıyorum sevgini. Benim özlediğim kadar sen de beni özlüyor musun, seviyor musun? Bir kuş olsam diyorum bazen, uçsam gitsem babamın yanına. Mektubumu okurken ‘ağlama olur mu babacığım. Bana sorarsan, ‘kızım birşey istiyor musun?’ dersen, hayatta 2 şey isterim. Annemle ikinizi mutlu ve ben de yanınızda, bir de sağlığınızı görmek isterim. Ondan sonra yüzüm güler, mutlu olurum. Umarım beni anlamışsındır. Mektubuma son verirken ellerinden öpüyorum, seni çook seviyorum. Allah’a emanet ol, seni çok seven kızın Melike. Resimlerin arkasına bakmayı unutma. Ben küçük değilim. Bu sözlerimi ağlayarak yazdım.”

 

15 MEZARDAN KEMİK ÖRNEĞİ ALINDI

 

Sincan Olay Yeri İnceleme ekiplerinin, 3 ay süreyle tutulduğu iddia edilen evde Melike’ye ait saç tokası, tarak, tişört bularak Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği de ortaya çıktı. Sedat Turunç’un dilekçesi üzerine Sincan Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla Cimşit Mezarlığı’nda 15 ayrı mezar kazılarak kemik örnekleri alındığı ve Adli Tıp Kurumu’nda Melike’ye ait olup olmadığının belirlenmesi için DNA testi yapıldığı belirtildi.

]]>
0
Gokce <![CDATA[Kartopu atan çocuğa suç duyurusu]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9173 2012-02-22T08:40:03Z 2012-02-20T08:39:37Z

 

NTVMSNBC / 20.02.2012

 

Bursa’nın merkez Osmangazi ilçesinde, sokakta oynayan çocukların attığı buzlu kartopunun başına gelmesi sonucu yaralanan kadın, Bursa Adliyesi’ne gelerek suç duyurusunda bulundu.

 

AA

 

İSTANBUL – Alınan bilgiye göre, 18 Ocakta merkez Osmangazi ilçesi Alemdar Mahallesi, Dr. Sadık Ahmet Caddesi’nde meydana gelen olayda, iddiaya göre, süt almaya giden Nevin Yılmaz (42), yolda kafasına isabet eden buzlu kartopu yüzünden yaralandı. Başının kanadığını fark eden Yılmaz, olay yerine gelen ambulans ile sağlık ocağına götürüldü.

 

Buradaki müdahalenin ardından taburcu edilen Yılmaz, sorumluların cezalandırılması için Bursa Adliyesine gelerek suç duyurusunda bulundu. Çevrede yaptığı incelemede kendisine kartopu atan çocuğun F.K. (11) olduğunu tespit ettiğini belirten Yılmaz, ”Eve giderek çocuk ve annesiyle görüşmek isterim. Annesi, benden özür dilemek yerine tersleyerek, ‘Ne halin varsa gör’ dedi. Ben de adliyeye gelerek suç duyurusunda bulundum” dedi.

 

Savcılığa yaptığı müracaata takipsizlik kararı verilince Yalova Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz dilekçesi gönderdiğini ifade eden Yılmaz, ”Hakkımı sonuna kadar arayacağım” diye konuştu.

]]>
0
Gokce <![CDATA[“Vatana millete zararlı çocuklar yürümeden yok edilsin”]]> http://www.cocukhaklariizleme.org/?p=9070 2012-02-21T07:36:11Z 2012-02-20T07:21:54Z

 

Milliyet / 20.02.2012

 

Erzurum’da Yakutiye Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘Huzur toplantısı’na katılan Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın “Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin” dedi.

Erzurum Lisesi Konferans Salonu’nda düzenlenen huzur toplantısına emniyet şube müdürleri ve amirler, ilköğretim ve orta öğretim okulu müdürleri, muhtarlar ile çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Genel Sosyoloji ve Metodoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Yıldız Akpolat, kavga, anlaşmazlıkların nedenleriyle bunlarla nasıl baş edilebileceğini anlattı. Çocukların şiddete eğitli olmasının aile ve çevreye bağlı olduğunu anımsatan Doç.Dr. Akpolat konuyla ilgili görüşlerini almak için katılımcılara söz hakkı verdi. Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın, öğrencilerinin döner bıçağıyla dahi kavga ettiğini söyledi. Okulun bulunduğu Yeğenağa Mahallesinde 500 metrelik mesafede 4 hurdacı bulunduğuna dikkati çeken Aydın, şöyle dedi: “Çocuklar bir defa genellikle hırsız. Bunun yanında çocuklara devamlı ‘Anneniz yoğurt mayalıyor mu’ diye sorarım. ‘Evet mayalıyor’ diyorlar. Bir kere yoğurt bozuksa, mayası bozuktur. Aile ne ise, çocuğu odur. Bulunduğum çevreyi sokak sokak dolaştım. O kadar kullanılmayan ev var ki. Çocuklar köpek bakıyor. Orada soba yakmış oturuyorlar. Yetkililere eski ve boş evlerin yıkılmasını söyledim. Analar ne kadar kültürlü olursa yetişecek nesil o kadar kültürlüdür. İngiltere’de okullarda şiddetin dozunu ayarlamak için bir takım tartışmalar yapılıyor. Arjantin ya da Brezilya’da emniyette, suçlu çocuklara ‘Nasıl bir şiddet uygulayalım’ diye tartışılıyor. Ben bunu bizzat okudum, kafadan atmıyorum. En önemli tespitim, suça meyilli çocukların yüzde 90′ının ailelerinin geçimi sosyal yardımlaşma vakfı tarafından karşılanıyor. Yıllar önce Breziyla’da sokak çocuklarını yok etmek için bir örgüt kurulmuştu. Kusura bakmayın, belki biraz anormal gelebilir ama ben şunu istiyorum: Tıp bu kadar gelişti yüz nakli yapılıyor. Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin.”

 

Salondakilerin gülüşmeleriyle biten konuşmadan sonra söz alanlan ise Mustafa Aydın’ın bu sözlerine tepki gösterdi.

]]>
0