Evlilik mi evcilik mi?

17 Ocak 2014

Kanalahaber/17.01.2014

Erken yaşta evlilik, dünyanın pek çok coğrafyasında olduğu gibi bizde de sosyal bir sorun, bir çocuk hakları sorunu. Sürekli mağdur üreten bir olgu.

******************

Tam bir yıl evvel bu tarihlerde İzmir’de intihar ettiği iddia edilen 16 yaşındaki Şanlıurfa’lı Esranur’u konuşuyorduk. Bugünlerde ise “Kader” için ülke olarak ayağa kalktık.

Medyada konunun işlenişine baktığımızda, herkes birbirine soruyor;

Mevzuatımızda evlilik yaşı nedir?

Çocukların evlenmesini yasaklayan bir hüküm yok mu?

Bu çocuklara kim nikah kıyıyor?

Nikah kıyanlara ceza veriliyor mu?

…. vs

İlk soruyla başlayalım;

Medeni Kanunumuza göre 17 yaşını doldurmayan kadın veya erkek evlenemez. Hakim, “olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple” 16 yaşını dolduranların evlenmesine izin verebilir. Ülkemizde her yıl ortalama 20 bin “evlenmeye izin” davası açılıyor. Yani her yıl 20 bin çocuk hakim izniyle evleniyor.

(“Hakim izninin” uygulamada nasıl tezahür ettiği ve “pek önemli sebep” olarak hangi durumların kabul edildiği konusunu başka bir yazıya bırakıyorum. )

16 yaşını dahi doldurmayan küçükler Medeni Kanuna göre evlenemiyor.

15 yaşından küçükler içinse, Türk Ceza Kanununun 103 üncü maddesi devreye giriyor.

103 üncü madde hükmü, 15 yaşın altındaki çocuklara yönelik cinsel eylemleri “çocuğun cinsel istismarı” kapsamına alarak cezai müeyyideye bağlıyor. 15 yaşını dolduran bir çocuğun “rızasının varlığı” kamu davası açılmasını engeller ancak 15 yaşın altında asla rıza aranmaz. Çocuğun görüşü dinlemez.

Zaman zaman gazetelerde okuruz, 15 yaşından küçük kızlar düğün dernekle evlendirilir. Doğumla birlikte yaş küçüklüğünü tespit eden hekim, mesleki sorumluluğu gereği kolluğa bildirimde bulunur ve olay “adli vaka” haline gelir. Toplum nezdinde “karı-koca” olarak kabul edilseler bile, 15 yaşından küçük bir çocuğu cinsel olarak istismar etmekten “koca” cezaevine girer. Rızayı ispatlamak için yargılama esnasında mahkemeye delil olarak düğün fotoğrafları, cd ler ibraz edilir. Ancak 15 yaşın altında rıza aranmadığından bunların bir kıymeti yoktur.

Peki çocuk yaştaki kızların yaşamını karartması bir yana, ufukta cezaevi görünen bir durumun içine erkekler niye girer? Bunun nedenlerini KEFEK araştırdı.

TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK), 2009 yılında “erken yaşta zorla evliliklerin araştırılması için” alt komisyon kurdu ve bir rapor hazırladı.

Erken evliliklerin sebeplerinin tespit, sonuçlarının tahlil edildiği bu raporu “çözüm ortağı” olarak belirlediği ilgili bakanlıklar, sivil toplum kuruluşları, kadın örgütleriyle vs paylaştı.

Bu raporda eğitim, yoksulluk, aile içi şiddetten kaçış, geleneksel uygulamalar gibi faktörlere ilaveten, dini inanışların yanlış algısı ve hatalı yorumu da erken evlilik nedenlerinden biri olarak gösterildi. Bu nedenlerin her biri, üzerinde çalışılması gereken ayrı bir başlık.

İslam Dininin erken evliliklere yönelik “liberal bir bakış ya da teşvik edici bir tutumunun” olduğunu söylemek büyük haksızlık olur.

Nitekim, “Kader’in” ölümünü takiben, önemli bir gelişme yaşandı ve Diyanet İşleri Başkanlığı erken yaşta evliliklere yönelik negatif yaklaşımını kamuoyu ile paylaşarak elini taşın altına koyacağını gösterdi.

Tartışılan bir diğer husus ise, bu kadar küçük çocuklara dini nikah kıyanların cezalandırılması meselesi.

Bu konuda sadece imamlara yüklenmek haksızlık olur çünkü sadece “imamlara” müracaat edilmiyor. Dini bilgisine itibar edilen kanaat önderlerini de unutmamak gerek.

“Evlilik akdini gösteren belgeyi görmeden dinsel tören yapan kimse hakkında 2 aydan 6 aya kadar hapis cezası verilir” şeklinde düzenlenen Türk Ceza Kanunu 230 uncu maddesi aslında bu eylemi yasaklıyor. Uygulamada ise para cezasına çevriliyor.

Madem ceza kanununda suç olarak tanımlıyoruz, o halde cezaların caydırıcı miktarda olması gerekir, diye düşünmekle birlikte ”sadece cezalandırma odaklı yaklaşarak” yol alamayacağımız kanaatindeyim.

Evliliklerin yaklaşık üçte birinin “erken evlilik” olduğu gerçeği karşısında, böylesine dev bir sorunu bölük pörçük, dağınık, münferit çabalarla ve küçük adımlarla değil; kamu idaresinin, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin ve medyanın ortak bir stratejiyle, koordineli ve etkin olarak çok daha büyük adımlarla çözebiliriz.

Zararlı geleneksel kabullerle, yoksullukla ve yanlış dini algılarla “beslenen ve derinleşen” bir sorunun çözümü de “zorlu ve uzun vadeli” olacaktır.

30 yıl eğri büyüyen ağaç bir yılda doğrulmazmış.

Bugün alınan tedbirler kim bilir kaç yıl sonra sonuç verecektir.

Ama bir yerden başlamak lazım.