Daha Kaç Çocuğun Ölmesi Gerekiyor!

17 Temmuz 2012

 

Bianet / 17.07.2012

 

Yıllarca emek verdiğimiz, büyük bir heyecanla beklediğimiz Silah Kanun tasarısı geçtiğimiz dönem kadük oldu ve bugüne kadar da yenisinden ses seda yok.

İstanbul – BİA Haber Merkezi

 

Her hafta salı günleri güncellenen Umut Vakfı web sitesi haftanın yorumunda new York’da devam eden Uluslararası Silah Ticareti Anlaşması (ATT) görüşmelerine yer verdi. Umut Vakfı’nın yorumunu yayınlıyoruz.

* * *

Daha iki hafta olmadı, “Olan Hep Çocuklara Oluyor” diye yazdık. Yine masum küçükler zarar gördü, aileleri ömür boyu azalmayacak bir acıya boğuldu. Biri Niğde’de düğünde atılan tüfekle ölen altı yaşında bir çocuk, diğeri Adana’da iki aile arasındaki kavga sırasında yoldan geçen yedi yaşındaki bir çocuk. Yetkililer harekete geçmek için daha kaç çocuğun ölmesini bekliyor? Sokak ortasında rahatça taşınan av tüfekleri, düğünlerde havaya ateş açma adetleri; bunları sıkı kontrollerle engellemek pekâlâ mümkün.

Kanunlar, ona tabii toplumların yönlerini belirler. Kanun yapma süreci hiç de aceleye getirilmemesi gereken önemli bir süreçtir. Ancak bu sürecin de makul bir zamanda tamamlanması gerekir.

Yıllarca emek verdiğimiz, büyük bir heyecanla beklediğimiz Silah Kanun tasarısı geçtiğimiz dönem kadük oldu ve bugüne kadar da yenisinden ses seda yok. Aynı şekilde Anayasa Uzlaşma Komisyonunca davet edildik, önerimizi sunduk ancak anayasa yapım sürecinde de hala somut bir adım yok.

 

Bu arada Uluslararası Silah Ticareti Anlaşması (ATT) için New York’da görüşmeler devam ediyor ve ilk bakılan konu hangi kriterlerin bu anlaşma tarafından kontrol edilmesi konusuna odaklanıyor. O zaman Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok: Silah Kanun Tasarısı’nda “Hangi kriterlerin kontrol edilmesini istiyoruz?” diye sorabiliriz kendimize.

En önemlisi spor ve avcılık adı altında yapılmakta olan ihlalleri kontrol altına almak olmalı. O zaman böyle sokak ortasında pompalı tüfekler ile hesaplaşmalar yapılamaz. Anlaşmazlıkların çözümü sokaklarda tüfekleri ateşlemekle olmaz. Öncelikle “uzlaşma” esasına göre taraflar hareket etme kapasitesine sahip olmalı. Eğer bu görüşmeler bir neticeye ulaşmıyorsa, çözüm “hukuk” yolu ile aranmalı. Bu kültüre yatkın olmayan bir toplumu bir de gevşek ruhsatlandırma politikası ile silahlandırırsanız ortam iki yüz elli yıl önceki Teksas’a döner gerçekten.

 

Biz her hafta bireysel silahlar ile hayatını kaybedenleri basından takip ediyoruz. Bu takip sırasında da sanki her hafta yüze yakın western film izliyor gibi oluyoruz. Ama burada insanlar rol icabı ölmüyorlar ne yazık ki. O yüzden bir an önce bu gidişata bir dur demek lazım.

Bu arada bu hafta Uluslararası Silah Ticareti Anlaşması görüşmelerinde kapsam konusunda tartışmalara girilmiş durumda. Örneğin Vietnam cephane, parça ve teknolojinin anlamanın kapsamına alınmasının, uygulamayı zorlaştıracağını ileri sürüyor. İran, füzeler ve SALW’ın (Küçük ve Hafif Silahlar) anlaşmanın kapsamına dâhil edilmemesi gerektiğini savunuyor. Türkiye gibi birçok üye ülke ise tam aksi görüşteler. IANSA’nın yürütmekte olduğu Cinsiyet Esaslı Şiddet’in de kriterler arasına alınması konusundaki kampanyası ilk meyvelerini vermeye başlamış gibi gözüküyor. Söylemlerinde bu konuya yer veren ülkeler:

 

Finlandiya; konuşmaları sırasında cinsiyete dayalı şiddeti tanıyan ayrı bir paragraf için desteğini dile getirdi.

 

İzlanda; cinsiyete dayalı şiddet kriteri içeren bir maddenin ATT için hayati olduğunu savundu.

Kore Cumhuriyeti; sorumsuz ve yasadışı silah ticareti sonucunda cinsiyete dayalı şiddetin ATT aracılığıyla ele alınması gerektiğini söyledi.

 

İngiltere; silahlı ve cinsiyete dayalı şiddetle mücadelede ATT’nin olumlu rol oynayacak bir referans olacağını dile getirdi.

 

Umarız gelecek hafta daha somut adımlar atılabilir.

İyi haftalar,
Umut Vakfı (17.07.2012)