“Çocuk Korumada Caydırcı Değil, Önleyici Tedbirler Önemli”

1 Agustos 2013

Bianet / 01.08.2013

İstanbul Barosu avukatlarından Seda Akço çocuk istismarına karşı öngörülen düzenlemeleri değerlendirdi. Önlemeye yönelik önlemlere dikkat çekti, sadece ceza hukukunun önlem olarak kullanılmasının doğru olmadığını belirtti.
Yüce YÖNEY
[email protected]

İstanbul – BİA Haber Merkezi

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden Seda Akço çocuk istismarına karşı alınacak önlemlere dair yapılması planlanan yasal düzenlemeleri değerlendirirken önlemeye yönelik önlemlere dikkat çekti, sadece ceza hukukunun önlem olarak kullanılmasının doğru olmadığını belirtti.

Hükümetin çocuk istismarına karşı öngördüğü önlemler arasında istismarcıların DNA’larının toplanacağı bir banka, hapis cezalarının en az 15 yıl olması, 18 yaştan küçük herkesin çocuk kabul edilmesi, şikayet şartının kalkması, “ruh sağlığı bozulmuştur” kıstasının kaldırılması gibi düzenlemeler var. Ayrıca Çocuk Erken Tanı ve Uyarı Sistemi (ÇETUS) kurulacak.

Bu düzenlemeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ceza kanununda yapmayı planladıkları doğru bir düzenleme olacak, ancak ruh sağlığının bozulması meselesi hariç.

Bu kıstasın kaldırılmasına neden katılmıyorsunuz?
O uygulamada problem çıkartıyor, kanunun ifadesi yüzünden.
Fakat kalıcı bozukluklar konusunun ağırlaştırıcı sebep olmasını Avrupa Konseyi tavsiye kararları da istiyor. Ama toplamda cezanın çok ağır hale getirilmesi halinde bu anlamsız denebilir. Adil olmayan cezaların uygulanma şansı olmadığını düşünüyorum.
Eğer ceza kanunun dengesi bozulur ise uygulamacı bunu hep eleştirilen yöntemlerle çözmeye çalışıyor. Bu durumda çocukları zorda bırakacak yorum hatalarına gidiyor hakimler. O yüzden meselenin buradan ele alınmasına karşıyım.

Planlananlarda temel bir eksiklik var mı?
Ceza hukuku düzenlemesinin birinci nokta olmasına karşıyım.
Eğer devlet çocuk istismarını önleme konusunda önleyici hizmetlere ilgili sorumluluklarını yerine getirecek gerçekçi planlar yapmaz, bu konuda adım atmazsa ceza kanunuyla ilgili yapılacak değişiklikler uygulamacı elinden geri dönüyor, işe yaramıyor.
Yapılacak bu düzenlemelerin bir kısmı doğru. Fakat uygulamacının şunu görmeye ihtiyacı olacak: mesela erken evlilikler konusunda devletin tutumu nedir? Yönetim kadrolarındaki insanların kendilerinin erken evlenmiş ya da akrabalarını evlendiriyor oldukları bir dönemde bu bir düzen olarak sürdüğü takdirde, cinsel istismarla ilgili davalarda sonuç alınmasına imkan olmayacak.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Şahin çocuk gelinlere izin vermeyeceklerini söylemişti…
Bakanların çıkıp erken evliliği kabul etmeyeceklerini söylemeleri yeterli değil.
Nasıl izin vermeyecek; kimse gidip ondan izin almadığına ve erken evlilikler hala yaygın biçimde devam ettiğine göre, nasıl izin vermeyeceğini tarif etmesi gerekiyor.
Sığınma evi mi oluşturacak, yardım hattı mı kurulacak; hala bunlar yapılmış değil.
Erken evlendirilen bir çocuk kime başvuracak? Polise, jandarmaya gidip yardım istesinler, deniyor; bu gerçekçi değil.
Bakanlık şu tip araştırmalar yapıyor olması halinde bu konuda samimi olduğunu ortaya koyar. Acaba bu çocukların başvurması istenen polis ve jandarmanın içinde erken evliliklerin oranı ne?
Devletin bunu asla kabul etmeyeceğini gösteren bir stratejisi olmadıkça ceza kanunundaki değişiklikler göstermelik olacaktır.

Öngörülen düzenlemelerden biri de Çocuk Erken Tanı ve Uyarı Sistemi’nin devreye sokulması. Bu sistem “Zorla hırsızlık yaptırılan, çevresi tarafından fuhuşa sürüklenen ve küçük yaşlarında taş atmak gibi örgüt eylemlerinde kullanılan” çocukları takip edecek…
ÇETUS’lar için söylenen ise gerçek bir devekuşu.
Çocuk suça itildikten sonra takibe alınması erken uyarı değil. Erken uyarı bütün topluma yöneliktir.
Tarif edilmiş birtakım risk altındaki gruplara yönelik bir erken uyarı sistemi olmaz. Erken uyarı riskli kişiyi değil, risk durumunu takip eder, mesela yoksulluk, tek ebeveynlilik, engelli gibi durumları takip eder.
Bazı kişileri riskli tarif ederek kurulacak bir sistem; suçta kullanılmak, taş atmak ya da herhangi bir şey tarif edip o insanları takibe almak kişisel verilerin kaydı gibi insan hakları ihlali olur hem de amaca ulaşmaz.
Korumaya yönelik müdahalelerdir, önlemeye yönelik değil. Korumaya yönelik müdahaleler zaten devletin sorumluluğu… Bunun için yapılacak takip sistemi önleyici bir takip sistemi değildir.

Bir başka düzenleme de çocuk istismarcılarının DNA’larının ve genetik profillerinin bir bankada toplanması…
Sıkıntılı bir konu. Çocuk koruma için insan hakları açısından tartışmalı yöntemlere ihtiyacımız olmadığı kanaatindeyim.
Çocuk korumada önemli olan gerçekçi, önlemeye yönelik önlemler olmalı. Bütün bunlar faillerin takibine, faili caydırmaya yönelik yöntemler. Ne kadar adım atılırsa daha da ileri gitmeyi gerektirecek yöntemler.
Bunlar etkili de değil. Bunu yapınca başka bir açık çıkacak, oradan başka bir adım atmak gerekecek. Bunlar gittikçe insan hakları sınırlarını zorlayan şeyler haline geliyor.
Eğer sadece ceza hukuku önlem olarak kullanılırsa insan hakları sınırlarını zorlamak gerekiyor. Önlemek için bütün gerekenleri yapalım, ondan sonra bütün bunlara rağmen olmuyor dediğimiz noktada bakalım.

DNA kaydı gibi konularda yasal düzenleme gerekir mi?
Ciddi bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Hangi aşamada kaydedilecek; ifadesi alınmış olan da kaydedilecek mi? Bu o kadar ters tepebilir ki… Kolluk bile ifade almaktan kaçınmaya başlayabilir bu durumda.
Bir sürü insan bu şekilde cezasız kalıyor. Doğru dürüst delil yok, olur olmadık durumda iftira atılıyor, denilerek cezasızlık halleri ortaya çıkıyor. Bu sefer yakalama konusunda bile isteksizlik ortaya çıkabilir. Bunun yan etkileri düşünülmesi gereken bir şey.
Ben sanık ya da şüpheli dahi olsalar onların haklarının ihlal edilmesine dayalı bir koruma sistemine ihtiyaç olmadığını düşünüyorum. (YY)


Yayınlarımız

Listele