Çocuk istismarı mercek altına alınacak

15 Aralık 2013

Milliyet / 15.12.2013

Betûl Mardin’in önderliğinde alanında uzman pek çok konuşmacının katılacağı çocuk gelinler ve istismar konulu bir seminer düzenlenecek. Mardin: “Vicdanı sağlam hiçbir insan böylesine büyük, utanç verici bir toplumsal soruna göz yumamaz”

CEREN SIRDAR [email protected]

Çocuk gelinler ve çocuk istismarı utanç verici suçların başında geliyor ve bu vakaların sayısıgünden güne artıyor. Peki toplum olarak bu konuda neyi, ne kadar biliyoruz? Bu duruma neden tam anlamıyla “Dur!” diyemiyoruz? Ya tüm bu acımasızlıklara maruz kalan, evde bebeğiyle oynaması gerekirken amcası yaşında bir adamın elinden tutturulup dayakla terbiyeye terk edilen kızların; istismara uğrayan çocukların yaşadığı travmalar? 16 Aralık’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi, Santralistanbul kampüsünde düzenlenecek çocuk gelinler ve çocuk istismarı konulu “Ama Ben Daha Çocuğum” seminerine önderlik eden Betûl Mardin ve davetli uzmanlar, çocuk gelinler ve istismar konularını farklı yönleriyle ele alacak.

Türkiye’de halka ilişkilerin temelini atan ve halen İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi olan Betûl Mardin’in seminer macerası, evine gelen bir akrabasının anlattığı hikayeyle başlamış. Sohbet ederlerken söz kadının köydeki bir akrabasının kız torununa gelince, kadın “Buzağı ölünce kadının paraya ihtiyacı oldu, küçük torununu takas edip evlendirdik” demiş. Bunu duyan Mardin “Beynimden vurulmuşa döndüm! Böyle bir şeyi nasıl bu kadar normal karşılayabiliyor, bir anne buna nasıl ses çıkartmıyor anlayamadım!
Bu korkunç konuyla ilgili ne yapabilirim diye düşündüm ve harekete geçtim” diyor.
Halkla İlişkiler Bölümü son sınıf öğrencileriyle birlikte yürütülen “Ama Ben Daha Çocuğum” seminerinin temelleri buradan geliyor.

“Babam Beni Sevmiyor” sergisi

Türkiye’nin önemli toplumsal sorunlarından biri olan ve bir türlü önüne geçilemeyen bu sorununtek

bir seminerle üstesinden gelinemeyeceğinin bilincinde Betûl Mardin de. Amacı bu konuya dikkat çekip farkındalık yaratacak bir adım atmak. Bu amaca ulaşabilmek ve çocuk gelinleri, istismarıkonuşmak için de sosyolog Prof. Dr. Arus Yumul, gelişim psikolojisi ve pedagoji uzmanı Prof. Dr. Haluk Yavuzer, Çocuk Koruma Merkezlerini Destekleme Derneği Başkanı Prof. Dr. Tolga Dağlı, siyaset bilimci Sevinç Eryılmaz, hukukçu Gökçe Çiçek Ayata ve alanında uzman pek çok ismi seminere davet etmiş. Fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel de bir çocuk gelinin hayatından kesitler sunan “Babam Beni Sevmiyor” isimli sergisiyle destek verecek isimler arasında.

Amaç bir vicdan duygusu oluşturmak
Betûl Mardin’in bu seminerle başarmayı istediği şey vicdan yaratmak. Çünkü ona göre “Vicdanısağlam hiçbir insan böylesine büyük, utanç verici bir toplumsal soruna asla göz yumamaz”. Seminerin diğer bir amacı ise kadınlara, özellikle çocukları küçük yaşta gelin yapılmak istenen annelere, bunun büyük bir utanç suçu olduğunu, artık ses çıkartılması gerektiğini öğretip cesaretlendirmek. “İyi ama eşine karşı dik durmak, çocuklarını korumak isteyen kadınların, polisten koruma istemelerine rağmen nelerle karşılaştıklarını biliyoruz. Sizce de bu biraz tehlikeli değil mi?” diye sorduğumda hem projeye destek veren öğrencilerden hem de Betûl Hanım’dan “Bu yüzden öncelikli olarak Aileve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan kesinlikle söz almayı, kadınlara güvence sağlanmasını istiyoruz” cevabını alıyorum.

“Küçük kızlar köle yerine konuluyor”

Prof. Dr. Haluk Yavuzer
(İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Böl. Bşk.)

Çocuk istismarını 18 yaşın altındaki çocuğun, kendisinden sorumlu kişi ya da kurumlardan gelişimini her yönden zedeleyici biçimde fiziksel, duygusal, cinsel ve mental zarar görmesi olarak tanımlıyoruz. Çocuk ihmalini istismardan ayırmamız gerekir. Ebeveynlerin ve devletin çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi, çaresizlikten doğan durumlar ihmali; bilinçli yapılanlar ise istismarı gösterir. İstismar çocukta güvensiz bağ kurma ilişkisi doğuruyor. Bunun sonucunda da endişeli, problemli çocuklar yetişiyor ve gelişimleri oldukça olumsuz etkileniyor. Yaşamları boyunca sağlıklı ilişkiler kuramıyorlar. Yaptığım bir doçentlik araştırmasında suçlu çocukların zeka-kişilik-yakın çevre üçlemesini konu alıp incelediğimde, bu çocukların yüzde 87’sinin anne-babaları tarafından dayakla cezalandırıldığını gördüm. Evden kaçan çocukların yüzde 56’sında ise bu durumun baba baskısı ve şiddet kaynaklı olduğu tespitini yaptım. 500 suçlu ve 500 suçsuz çocuk üzerinde yapılan başka bir araştırmada ise suçsuz çocukların yüzde 40’ına karşılık suçlu çocukların yüzde 86’sının istismar edildiği belirlendi.

Bugünün mağduru yarının faili olabiliyor
Herhangi bir istismara (ensest ilişki, cinsel, fiziki ya da sözlü) uğrayan çocukta düşük benliksaygısı oluşuyor ve kendisiyle ilgili olumsuz birtakım düşünceler ediniyor. Kirlilik duygusu hissediyor ve bugün istismara uğrayan mağdur kişi, yarın istismar eden, fail oluyor. Kimilerinde ekstrem tepkiler de doğabiliyor; örneğin cinsel istismara uğrayan bir genç kız cinselliğe tamamen küsüp nefret edebiliyor ya da fahişelik yapmaya başlıyor. Bunun formülü her şeyden önceeğitimli, çocuk yetiştirme konusunda bilinçli aileler yaratmak ve “istenmiş” çocuklar dünyayagetirmek. İstismar eden de çocuk yaşta evliliği normal karşılayıp çocuğunu metalaştıran da alt kültüre ait kişiler. Eğitim ve sonrasında ahlaki, insani değerlerin kesinlikle bu insanlarda eksik olduğuna inanıyorum.

Çocuk yaşta evliliğe maruz kalan küçücük bir kız fiziki, cinsel, duygusal her türlü istismara uğruyor ve köle yerine konuluyor. Çocukluğunu, ergenliğini yaşayamayan bu kızlar ciddi bir sorumlulukla baş başa bırakılıyor ve dolayısıyla anne olduğunda yegane yöntemin küçük yaşta evlilik olduğuna inanıyor. Kendi öfkelerini çocuğuna “Benim çektiklerimi o da çeksin” şeklinde yansıtabiliyor. Bu duruma sebep olan insanların en ağır şekilde cezalandırılmasını savunuyorum.

“Aile yapısı, değerler diyerek üstü örtülüyordu”
Prof. Dr. Arus Yumul
(Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Çocuk istismarı; çocuğa fiziksel, psikolojik ya da cinsel açıdan kötü davranılmasıdır. Bu istismar çocuk dövmekten azarlamaya, hakaretten alaya, oradan cinsel istismara kadar uzanıyor. Buna çocuğun emeğinin istismar edilmesini de eklemek gerekir. Çok boyutlu ve karmaşık bir kavramla karşı karşıyayız. Olayın karmaşıklığı çocuk istismarının ne olduğu konusunda fikir birliğine varılamamış olmasından kaynaklanıyor. Bir kültürün, bir toplumun veya toplumsal kesimin çocuk istismarı olarak gördüğü davranışı bir diğeri normal hatta olması gereken davranış gibi algılamaktadır.

Bu anlayış yasalara ve yasaların uygulamasına da yansımaktadır. Örneğin Türkiye’de çocuk istismarı suç olmasına rağmen çocuk ihmali suç teşkil etmez ya da tecavüz aşamasına gelmemiş, taciz aşamasında kalmış eylemlere çok az ceza öngörülür. Cinsel istismarın çocuğa verdiği duygusal ve fiziksel zarar göz önüne alındığında Türk Ceza Kanunu’nun bu suça öngördüğü yaptırımlar, suç ve ceza arasındaki dengeyi kuramamakta, hukuk yetersiz kalmaktadır. İntihardan depresyona, kişilik bozukluklarından yeme bozukluklarına ciddi sonuçları olan, mağduru hayat boyu etkileyen bir olgudan bahsediyoruz.

Türkiye’de cinsel istismar oranı oldukça yüksek ve sürekli artıyor. Üstüne üstlük telaffuz edilen oranlar gerçek vakaların çok altında. Birçok vaka kayıt altına alınmıyor. Zira cinsel istismar toplumda suskunlukla geçiştirilmeye çalışılan, hasıraltı edilen bir olgu. “Aile yapımız”, “değerlerimiz”, “çocuğa verdiğimiz önem” gibi söylemlerle bu toplumsal yaranın üstü örtülüyor. Üstü örtülemeyen vakalar da münferit olaylara indirgeniyor. Zaten aileler çocuğa inanmıyor veya inanmak istemiyor. Fail aile bireyi ise aile, sözde huzurunu bozmamak adına görmezden geliyor, çocuğu suçluyor. Oysa uzmanlar hem çocuğun bu konuda yalan söylemeyeceğini hem de çocuğun davranışı ile istismara neden olmayacağını söylüyorlar. Çocuğa değer verdiği söylenen bu toplumda cinsel istismar dahil, çocuk istismarı toplumsal infiale neden olmuyor, görmezden geliniyor. En fazla ayıplanıyor ama daha öteye gidilmiyor.