Çocuk Haklarının Tarihçesi

25 Haziran 2009

Kaynak: Gülgün Müftü, Emniyet Genel Müdürlüğü Küçükleri Koruma Hizmetleri Yönetici Semineri Notları. Ankara 1998, sayfa 17

Bundan birkaç yüzyıl geriye gidildiğinde çocuğun korunması dahil tüm sorumluluğunun ailesine ait olduğu düşüncesi yaygındı. İlk defa 20. Yüzyılda çocukların da hak sahibi oldukları ve bu hakların uluslararası hukukta korunması düşüncesi ortaya atıldı. Uluslararası ortamda çocukların korunması amacıyla bir örgütün kurulması gereği de ilk defa 1894 yılında Jules de Jeune tarafından ileri sürülmüştür. Öte yandan çocukların , gençlerin ve anaların korunması amacıyla ilk resmi girişim de 1912 yılında İsviçre’de görülmektedir. Buna ilişkin bir başka çalışmaya aynı zamanda Belçika’da da rastlanmaktadır. Burada amaç, ülkelerde mevcut çocuklara ilişkin yasa, tüzük ve önemli yayınları toplayarak genel bir başlık altında yayınlamak ve ileride uluslararası bir anlaşma sağlamaktı. Ancak 1914’te I. Dünya Savaşı patlak verince bu girişimler de askıda kalmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ve Uzakdoğu’da en çok acı çeken kesim çocuklar ve kadınlardı. Bunu göz önünde tutarak 1920 yılında Cenevre’de ‘’Uluslararası Çocuklara Yardım Birliği” adı ile özel bir örgüt kuruldu. Bu örgüt ilk ‘Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi’ni yayınladı. Öte yandan yine aynı amaca yönelik olarak I. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya milletleri bir araya gelip, umutla bugünkü Birleşmiş Milletlerin temeli olan Milletler Cemiyeti’ örgütünü kurdukları zaman gerçekten, barışçı ve mutlu bir toplumun inşaasına yardımcı olabilmek amacıyla milletlerin uymasını istedikleri yaşam standartlarını saptamaya çalıştılar. Bu sırada, çocukların her durumda yetişkinlerden daha özel olarak ele alınmaları gerekliliğinden yola çıkarak çocukların her türlü ihmal ve istismardan korunma haklarını vurgulamak için 1923 yılında yayımlanan Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi 1924 yılında Milletler Cemiyeti tarafından da onaylanarak yayınlandı.
Çocukların yaşama, gelişme, korunma ve katılım hakları konusunda 5 madde içeren bu bildirgeyi genç Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk de kısa süre sonra imzalamıştır.

Bildirge uyarınca dünya çocuklarının sağlık ve refahı üzerinde çeşitli çalışmalar sürdürülmekte iken, bu defa 1939 yılında II. Dünya Savaşı patlak verince Milletler Cemiyeti’nin hükmü kalmadığı gibi, Çocuk Hakları Bildirgesi’nin de uygulanması doğal olarak askıya alındı.
1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletlerin Ekonomik ve Sosyal Konseyi’ne kuruluştan bir yıl sonra ‘dünya halklarını 1924’lerdeki kadar birbirlerine bağlamak amacıyla Cenevre Bildirgesi’nin canlandırılması önerildi. Bundan iki yıl sonra da 1948’de B.M. Genel Kurulu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni kabul etti. Bu Beyanname’de çocukların özgürlükleri ve hakları da yer almakla birlikte, yeterli olmadığı düşünülerek daha kapsamlı bir ‘’Çocuk Hakları Bildirgesi”nin hazırlanmasına karar verildi.

1950 yılında kurulan Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi , Sosyal Komisyonu’nca yeni bir Çocuk Hakları Bildirgesi’nin ön taslağı hazırlandı. Ne var ki, sonraki birkaç yıl boyunca iki uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nin, biri medeni ve siyasi haklar ile,diğeri de ekonomik sosyal, ve kültürel haklar ile ilgili formüle edilmesi beklendiği için, bu konuda daha fazla çalışma yapılmadı. 1957 yılında Ekonomik Sosyal Konsey’in İnsan Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin konusunu ele aldı. Uzun süren hazırlık ve tartışmalardan sonra komisyon, bildirge taslağını yeniden hazırladı ve 19 Ekim 1959’da B.M. Genel Kurulu’nun üçüncü komitesi (Sosyal, Hümaniter, ve Kültürel Komite) bu taslağı benimsedi. Bildirge 20 Kasım 1959’da BM Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edildi.
İkinci Dünya Savaşı birincisine oranla çocukları daha fazla şiddet ve felakete maruz bırakmıştı. İşte bunun yinelenmemesi arzusu ile 1959 Çocuk Hakları Bildirgesi’nde çocuğun fiziksel ve ruhsal olarak olgunlaşmamış olması nedeni ile, doğum öncesi ve sonrasında özel bakım ve korunmaya muhtaç olduğunun altı çiziliyor ve Bildirge’de artık çocuklar arasında ayırım yapılmamasının, çocukların gelişmelerini sağlayacak tüm imkan ve olanaklardan yararlandırılmalarının, doğumdan itibaren bir isme ve milliyete hak kazanmalarının ve sosyal güvenlikten yararlanmalarının gerekli olduğu belirtiliyordu. Ayrıca fiziksel, zihinsel veya toplumsal olarak engelli çocuklara tedavi, eğitim ve bakım verilmesi öngörülüyor, çocukların sevgi ve anlayışa ihtiyacı olduğu ve eğitim hakları oldğu vurgulanıyordu.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu tarafından hazırlatılan Türk Çocuk Hakları Beyannamesi

İlerleyen yıllar içinde, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO, Çocuk Hakları bildirgelerinden yararlanılarak Türkiye’de çocuk haklarına ilişkin bir kanun tasarısı hazırlanması önerisinde bulundu. Bu çalışmalar sonucunda,28-30 Haziran 1963 tarihinde UNESCO Türkiye Milli Komitesi Yönetim Kurulu tarafından hazırlanan ‘’Türk Çocuk Hakları Beyannamesi” kabul edildi.

Zamanla, kalkınan ve gelişen dünyamızda çocuk hakları kavramının kapsam olarak genişlediği ve çocukları pek çok başka alanda korumanın gerektiği göz önünde tutularak, bu konuda artık bildirgelerden daha bağlayıcı uluslararası belgelere ihtiyaç duyulduğu konusu ortaya çıktı. 1979 yılı BM tarafından Dünya Çocuk Yılı olarak ilan edildi, Böylelikle tüm ülkelerde çocuklara yönelik programlar oluşturularak çocukların toplumun birinci gündem maddesine oturtulması bilinci de yaratılmaya başlandı. O tarihlerde Polonya Yargıtay Başkanı Prof. Adam Lopatka’nın önerisi ve önderliğinde bugünkü Çocuk Haklarına dair Sözleşme’nin hazırlık çalışmalarına başlandı. 1978 yılında hazırlanmaya başlanan taslak sözleşme metni BM Sekreteryasının değişik kısımları, özellikle Cenevre’de bulunan İnsan Hakları Merkezi, Viyana’daki merkez, UNICEF, ILO, WHO ve UNESCO, Kızıl Haç ve Sivil Toplum Kuruluşlarından büyük destek ve yardım gördü. Böylece üzerinde 10 yılı aşkın bir süre çalışılan Çocuk Haklarına dair Sözleşme 20 Kasım 1989’da Birleşmiş Milletlerin 44. Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edildi. Bu tarih 1979 Dünya Çocuk yılının 10 cu, 1959 Çocuk Hakları Bildirgesi’nin 30cu yılını simgeler ve Dünya Çocuk Hakları günü olarak kutlanır.

Böylece uluslararası topluluk dünyanın her yerindeki çocukların taşıdıkları temel değerlerin ve yaşama, gelişme, korunma ve katılım dahil, sahip oldukları hakların tanınıp güvence altına alınması yolunda önemli bir adım atmış oluyordu. Sözleşme 26 Ocak 1990’da imzaya açılmış ve o gün 61 devlet tarafından imzalanmıştır. Bir ilk gün duyarlılığı olarak bu rakam, rekor bir düzeyi temsil etmiştir.Çünkü, bir sözleşmenin imzalanması, genel olarak, imzacı ülkenin söz konusu belgeyi kendi yasama düzeyinde onaylamayı düşündüğünün göstergesi sayılmaktadır. Böyle bir onay, ulusal düzeydeki yetkili yasama organının çoğu halde parlamentonun, belgeyi kabul etmesini gerektirir ve bu da zaman alır. Bazı durumlarda ise Taraf Devletler imza ile onayı tek bir kararda birleştirmekte ve böylelikle de Sözleşmeye uyulmuş olmunmaktadır.

Bir ülke sözleşmeyi onayladığında ise artık artık sözleşme o ülkenin iç hukuk bünyesine girmekte, böylelikle ülkeler kendi ulusal yasalarını gözden geçirerek bunların sözleşme hükümleriyle uyumlu olmasını sağlama durumundadırlar. Böylelikle de söz konusu ülke bu hükümlere uymakla yükümlü olduğunu açıklamakta, bunu yerine getirmemesi halinde ise uluslararası topluluğa bu konuda hesap vermeyei kabul etmektedir.

Sözleşme uluslararası yasa olması için gerekli asgari 20 ülkenin onayından sonra 2 Eylül 1990’da yürürlüğe girmiştir.

Türkiye Sözleşmeyi 14 Eylül 1990 da imzalamıştır. Bunun ardından o zamanki Cumhurbaşkanı Turgut Özal 30 Eylül 1990’da Newyork’ta toplanan B.M. Çocuk Zirvesine katılmıştır. Bu Zirve , gündemindeki tek maddenin ‘çocuk ‘ olduğu ilk BM zirvesidir.

• Sözleşme Amerika Birleşik Devletleri ve Somali dışında 193 ülke tarafından onaylanmıştır.
• Ãœlkemizde sözleşme 9 Aralık 1994’de TBMM’de kabul edilmiş ve Bakanlar Kurulunda 27 Ocak 1995’de imzalanmış ve 27 Ocak 1995 tarihli ve 22184 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürülüğe girmiştir.

Sözleşme kuralları gereğince (Madde 44) sözleşmeyi onaylayan ülkeler onay belgesinin BM’ye gönderilmesinden tam 2 yıl sonra ülkelerinin çocuklarının sağlık, gelişim ve refahı için yaptıkları uygulamaları belirten bir raporu uluslararası BM Çocuk Hakları Komitesine sunar.

Sözleşme’nin getirdiği standartlar

Sözleşme ortak standartları ortaya koyarken, devletlerin farklı kültürel, toplumsal, ekonomik ve siyasal gerçeklerini de göz önüne almıştır.Bu sayede, tek tek devletler, herkes için geçerli olan haklar çerçevesinde, bunların hayata geçirilmesne yönelik kendi ulusal yollarını kullanabileceklerdir.

Çocuk Haklarına dair Sözleşmenin temel ilkesi ‘çocuğun yüksek yararıdır’ ve her konuda çocuğun ayrıcalıklı yararının gözetilmesini öngörür. Bu Sözleşme, çocukların haklarının gözetilmesinde asgari standartları tesbit eder, çocuğun öncelikle aile içine ve çevresinde korunmasını öngörür. Çocuğun kendisi ile ilgili kararlarda görüş bildirmesi ve onun görüşlerinin dikkate alınmasını amirdir.

ÇHS’si öncelikle ana babaya olmak üzere, ailelere, topluluklara, gençlere, öğretmenlere, sağlık çalışanlarına, emniyet görevlilerine, hükümetlere, devlete, bir başka deyişle en sade vatandaştan en üst düzey yönetime kadar her kişi ve kuruma çocuklarla ilgili sorumluluklar veren davranış biçimleri öngörür. Yapıcı, ileriye dönük bir içerik taşıyan Sözleşme, onaylayan devletlere, çocukların ülkelerinin toplumsal ve siyasal yaşamında etkin, yaratıcı ve katılımcı bir yer alabilmesine elverişli koşulları hazırlamaları için çağrıda bulunur.

ÇHS’si ırk, dil, cinsiyet, etnik ya da toplumsal köken , milliyet, engellilik, doğum ya da başka bir alanda farklılık gözetmeksizin 18 yaşına kadar bireylerin bireysel haklarını ayrıntılı olarak işleyen 54 madde içerir.

Sözleşme hükümlerinin kapsadığı temel haklar: 1.Yaşama, 2. Gelişme, 3. Korunma, ve 4. Katılım hakları olarak gruplandırılmakta ve çocukların açlık ve yoksulluktan, ihmalden, sömürüden ve kötü davranışlardan uzakta,kendilerinde doğuştan varolan potansiyeli tam anlamda gerçekleştirebilecek şekilde gelişmelerini öngörmektedir.

Sözleşme’den çarpıcı noktalar

  • Her çocuk özüne bağlı yaşama hakkına sahiptir ve Taraf Devletler çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için her türlü çabayı gösterirler.
  • Her çocuk doğumla birlikte bir isim ve vatandaşlık hakkına sahiptir.
  • Mahkemeler, yardım kuruluşları ya da idari makamlar çocuklarla ilgili konuları ele aldıklarında, çocuğun yüksek yararı göz önüne alınacak başlıca hususu oluışturacaktır. Bu konuda çocuğun görüşü özenle dikkate alınacaktır.
  • Devletler, çocukların herhangi bir ayırım gözetilmeksizin bütün haklarından yararlanabilmelerini güvence altına alacaklardır.
  • Yetkili makamlarca ve çocukların kendi esenlikleri için başvurulan durumlar dışında, çocuklar ana-babalarından ayrılmayacaklardır.
  • Devletler, kendi topraklarına giriş çıkışlara izin tanıyarak ailelerin yeniden birleşmesini kolaylaştıracaklardır.
  • Bir çocuğun yetiştirilmesinde başlıca sorumluluk ana-babaya aittir ancak Devlet bu alanda onlara gerekli yardımı gösterecek, çocuk bakım kurumlarını geliştirecektir.
  • Devletler cinsel anlamda istismar ve sömürü dahil her türden fiziksel veya zihinsel zarar verme ve ihmale karşı çocukları koruyacakladır.
  • Devletler, ana-babasız çocuklara uygun bakıcı aile sağlayacaklardır. Evlat edinme işlemleri özenle düzenlenirken, çocuk evlat edinen ailelerin çocuğu doğduğu ülkeden dışarıya çıkarmaları durumunda gerekli güvencelerin ve hukuki geçerliliğin sağlanabilmesi için uluslararası anlaşmalara başvurulacaktır.
  • Engelli çocuklar özel muamele, eğitim ve bakım görme hakkına sahiptirler.
  • Çocuk, erişilebilecek en yüksek sağlık standardına ulaşma hakkına sahiptir.Devletler önleyici tedbirlere, sağlık eğitimine ve bebek ölümlerinin azalmasına özellikle önem tanıyarak, bütün çocuklara gerekli sağlık bakımının ulaştırılmasını sağlayacaklardır.
  • İlköğrenim zorunlu tutulmalı ve parasız olmalıdır, okullarda uygulanan disiplin, çocuğun saygınlığına özen göstermelidir.Verilen eğitim, çocuğu, bir anlayış, barış ve hoşgörü ortamında yaşama hazırlamalıdır.
  • Çocuklar, dinlenecek ve oynayacak zamana, kültürel ve sanatsal faaliyetlere katılımda eşit olanaklara sahip olmalıdır.
  • Devletler çocukları ekonomik sömürüden, eğitimlerine engel olabilecek ya da sağlık ve esenlikleri açısından kendilerine zarar verebilecek işlerden koruyacaklardır.
  • Çocukların kaçırılması ve satılması gibi faaliyetlerin ortadan kaldırılması için her türlü çaba gösterilecektir.
  • 18 yaşından önce işlenen suçlara idam ya da ömür boyu hapis cezası verilmeyecektir.
  • Tutuklu ya da hükümlü durumdaki çocuklar yetişkinlerden ayrılacak, bunlara işkence ya da acımasızca ve aşağılayıcı herhangi bir muamele yapılmayacaktır.
  • 15 yaşından küçük çocuk çatışmalarda yer almamalıdır. Silahlı çatışma ortamlarında yaşamakta olan çocuklara
    özel koruma sağlanmalıdır.
  • Kötü davranışlara, ihmale ya da tutukluluğa maruz kalan çocuklara düzelmeleri ve yeniden topluma kazandırılmaları için gerekli özel özen gösterilmelidir.
  • Ceza yasalarının ihlali olaylarına karışan çocuklara, değer ve saygınlık anlayışlarını geliştirici nitelikte olan ve onları toplumla yeniden bütünleştirmeyi amaçlayan bir tutumla yaklaşılmalıdır.
  • Devletler Sözleşme’de yer alan hakların gerek yetişkinler gerekse çocuklar tarafından yaygın biçimde öğrebilmesini sağlamalıdırlar.