Çocuğun yüksek yararı

19 Haziran 2012

 

Radikal / 19.06.2012

 

Kürtaj ihtilafında taraflar, çocuğun yaşama hakkına karşı kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkı şeklinde kutuplaştırıldı.

 

SEVGİ ÖZKAN: (Sosyolog)

 

BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, “Çocukla ilgili bütün girişimlerde, çocuğun yüksek yararı tam olarak gözetilecektir. Ana babalar ya da sorumluluk taşıyan diğer kişiler bu sorumluluğu yerine getiremedikleri takdirde, devlet çocuğa yeterli desteği gösterecektir” der.
Çocuğun yüksek yararını kollayan girişimler, aslında toplumun yüksek yararıyla örtüştüğü için bu maddede belirtilen çocuğun yüksek yararının korunması da, yetişkinlerce iyi ve doğru kavranması gereken bir yükümlülüktür.
Çocukla ilgili girişimlerde göz önüne alınması gereken bir karar alma ölçütü de olan, ‘yüksek yarar’ın doğru kavranması, doğurma ile üreme arasındaki farkın iyi anlaşılmasına bağlıdır. Hamilelik ana-babanın, doğum kontrol olanaklarının geliştirilmesi ise devletin sorumluluğundadır.
Sorumluluğun iki yanı olan ana-babanın, istenmeyen hamileliklerden korunma kültürünün geliştirilmesi, çocuğun yüksek yararı için gereklidir. Üreme yerine çocuk sahibi olma ve bireylerin konuyla ilgili bilincini yükselterek otokontrol kültürünün oluşmasını sağlama sorumluluğu da devlete düşer.
Devletin, ana-babanın cenine ne yapacağına karışmak yerine, öncesinden bakabileceği sayıda çocuk yapma bilincini yükseltmesi ve doğmuş olanın hakkını korumayı görev bilmesi çocuğun yüksek yararına girişimlerdir.
Tecavüz veya pek çok nedene bağlı istenmeyen gebeliği sonlandırma hakkı da, başta anne olmak üzere çiftlere aittir. Tıbbi müdahale olanakları, sonuçta doğacak çocuğun yüksek yararı açısından doğru düşünme ve karar vermeyi sağlar.
Özellikle doğurduğunu yaşatamayana, “Rızkını Allah verir” avuntusuyla yaşatmaya zorlamak bu gerçeği değiştirmediğinden hamileliğiyle çaresiz kalınca ne yapacağının kararı da tartışılmaz biçimde annenindir.
Çocuğun yüksek yararı açısından annenin kararlarına karışmak yerine durumuna uygun hizmetleri ve de her şeye karşın doğmuşsa, onun yüksek yararına uygun olanakları sunarak yaşatma sorumluluğu devletindir. Açlıktan ölen veya nitelikli eğitim verilemeyen, suça itilince hakkı yeterince korunamayan çocukların yaşam hakkı devlet sorumluluğunda olup, çocuğun ne olursa olsun dünyaya getirilmesini amaçlayan zorlayıcı yasaların, çocuğun, anne-babanın ve de devletin yararına olmadığı iyi kavranmalıdır. ‘Önleme kültürü’ gelişmeden konulan yasaklar, tersine sonuç verir.

Kürtaj, çocuğu sevmekle ilgili bir olgu değil 

TANZER GEZER (Yönetim Uzmanı)
Kürtaj ihtilafında taraflar, çocuğun yaşama hakkına karşı kadının kendi bedeni üzerinde söz sahibi olma hakkı şeklinde kutuplaştırıldı. Tartışma arzu edilen çirkin platforma oturtuldu. Embriyo ile anne karşı karşıya getirildi. Kürtaj tartışmasında, çocuğun yüksek yararı ilkesi taraflarca unutuldu.
Çocuğun yüksek yararı, çocuğu her şeye ve en önemlisi çocuğun kendine rağmen ‘çocuğu sevmek’le bir tutulamayacak kadar derin bir kavram olduğu gibi kadının kendi bedeni üzerinde söz hakkı bulunduğu savı da ‘çocuğu sevmemek’le ilgili bir mesele değil.
Çocuğu anne karnındayken de ‘sevmek’ için çocuk yaşının uluslararası sözleşmede değiştirilmesi, -1 yaştan itibaren başlatılması bile gündeme getirildi. Sözleşmede çocukluk çağı için bir alt yaş sınırı belirtilmediği unutuldu. Uluslararası düzenleme çocuğun ‘doğum sonrasında olduğu kadar, doğum öncesinde de uygun yasal korumayı da içeren özel güvence ve koruma gereksinimini’ hatırlatıyor. On yıllardan beri yasal olan kürtaj nedeniyle, şayet devlet günümüzde kürtaj uygulamasından cinayet olarak bahsettiyse, devletin de bu cinayete ortaklık ettiği hatırlarda tutulmalıdır.
Tartışılması gereken, yaşamın evreleridir; ovum, embriyo, fetus, yenidoğan, bebeklik, erken çocukluk… Kürtaja dair ulusal yasal düzenleme yaşamın ovum, embriyo ve ilk iki haftalık fetus evresi ile ilgili bir düzenlemedir. Canlının taminsan haline dönüşmesi fetus evresinin ilk iki haftasına kadar sürer. Bilim tıbbi yönden ve aile psiko-sosyo-ekonomik yönlerden embriyonal dönemi, toplum yaşamı içerisindeki çocuğun yüksek yararı ilkesi ışığında takip eder. Çocuğa bakmak, korumak, geliştirmekle birinci dereceden sorumlu olan kadının, kendi konumunu ve toplumsal yeterliliği gözeterek gebeliği sonlandırma kararı bu aşamada verilir.Yasal süresi içerisinde kürtajla sonlandırılan yaşam tam teşekkül etmiş bir insana ait değildir.

Çocuk olmanın hoşluğu ve de boşluğu 

NECDET NEYDİM (Öğretim üyesi)
neler yaptım senin için
inkâr etme deli misin
sen çocuksun sus
çabuk sesini kıs
hadi yavrum koştur
çocuk olmak hoştur
(Necdet Neydim)

Biliyor musunuz, Antik Çağ’da efendiler, köle çocukların doğmasına izin vermişler, onların yedi yaşına gelmesine de katlanmışlar ama o yaşa gelince başlarına dert olacak diye öldürmüşler. ‘Çocuğun yüksek yararı’na ne büyük saygı değil mi?!
Sonra zaman değişmiş, insanlık gelişmiş, kölelik kalkmış ve savaşlarda alarmlar koymuşlar çocuklar ölmesin diye; ama bir akıllı kalkıp ‘atom bombası’ yapıvermiş. İşte bu bomba ‘çocuğun yüksek yararı’nı düşünüp, onları bir anda yok edivermiş. Tam da Fareli Köyün Kavalcısı’nda olduğu gibi. Ne hoş değil mi?
Daha sonra ise “Aman” demişler “çocukları öyle kavalcının peşine takmayalım, azıcık sahip çıkalım!” Çıkmışlar da. Onları hızlı büyütelim diye hormonlu yiyecekler yapmışlar, bir de üstüne Çernobil’i patlatıp radyasyon yayıvermişler. Neler mi olmuş sonra? Neler olmamış ki? Üç bacaklı, iki kafalı çocuklar doğmuş ardından. Ne ilginç değil mi?
Daha daha sonra, hatta daha öncesinden “çocuklar biz sizi çok seviyoruz!” deyip onları sınavsız bırakmamışlar. Sınavlar çocukları öyle mutlu etmiş ki hepsi sabahtan akşama kadar oynamışlar hayallerinde… Ne güzel düş değil mi?
Sonra anneler, babalar ve de hatta yönetenler, sizin için en iyisini biz düşündük deyip onlara okullar, meslekler seçmişler, hatta eş bile seçmişler; o da yetmemiş çocukların eğitimine en iyi biz karar veririz deyip o zahmetten de kurtarmışlar çocuklarımızı. Ne şans değil mi?
Artık ‘sonra’ demek zor belki, hep çocuklar doğmuş, kimi şanslıymış sevgiye gelmiş, gülmüş sevinmiş. Kimi ise yokluğa yoksulluğa açmış gözlerini. Kimini çöpe atılmış bulmuş insanlar, kimini cami avlusuna.
Dünyaya gelen her canlı elbette ve mutlaka yaşamayı hak eder. Bunların en başında çocuklar gelir. Onların bir başka mutlak hakkı vardır: Çocuk olma özgürlüğünü yaşamak. Hiç kimse bir çocuğa “senin karnını doyurdum, sırtını giydirdim yeter!” deme hakkına sahip değildir. Yetmez.
Çocuğun en önemli gereksinmesi ‘doyumsuz sevgidir’.
Geçen bana bir çocuk şöyle dedi:
“Amca, bizim yüksek yararımız varmış ama onu o kadar yükseğe koymuşlar ki, ben göremiyorum. N’olur söyle de şu amcalar teyzeler bizim yüksek yararımızı boyumuza indirsinler; onu biz de görelim!”
Elçiye zeval olmaz…
(0-18 Medya Grubu, çocuk haklarının önemli bir kavramı olan ‘çocuğun yüksek yararı’nın , çocukla ilgili tüm girişimlerde doğru içselleştirilmesinin önemine dikkat çekiyor.)