Çocuğa Şiddet Doğal Kabul Edilince Görünmez Oluyor

18 Mayıs 2013

 

 

Bianet / 18.05.2013

 

ÇAÇA’nın Diyarbakır’da düzenlediği Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemeye Yönelik Çözüm Önerileri Paneli’nde zorunlu göç etmiş ailelerdeki çocukların maruz kaldığı şiddetin kaynakları, müdahale yöntemleri, şiddetin algılanışı ve öneriler tartışıldı.

 

Çocuğa Karşı Şiddeti Önlemeye Yönelik Çözüm Önerileri Paneli’nde zorunlu göç etmiş yoksul bölgelerde çocuğa yönelik şiddet çeşitli boyutlarıyla ele alındı. Müdahale süreçlerinde dikkat edilmesi gereken noktalar tartışıldı.

 

Süregiden uygulamaların yarattığı tahribat dile getirilirken barış sürecinin yaratacağı fırsatlara da dikkat çekildi ve çocuklarla ilgili sorunlara dair hazırlıksız olunduğu uyarısı yapıldı.

Diyarbakır’da, Çocuklar Aynı Çatının Altında’nın (ÇAÇA) düzenlediği panelde açılış konuşmalarını yapanlardan Osman Kavala şiddet, yoksulluk ve göçün tahribata devam ettiğini belirterek, barış sürecinin olumlu etkileri olacağını, ancak uzun vadeli stratejilere ve kurumlararası işbirliğine ihtiyaç olduğunu vurguladı.

 

Devletin daha fazla kaynak ayırması gerektiğini, sivil toplum kuruluşlarının (STK) sadece kendi çalışmalarıyla kalamayacağını, kamu politikalrıyla önemli örnekler oluşturmasının öneminden söz etti. ÇAÇA’nın bölge gerçeği, Kürt kültürü ve evrensel değerleri harmanladığını anlattı.

 

Erkek ve kız çocuk ayrımı

 

ÇAÇA’nın Çocuğa Yönelik Şiddet Araştırması’nı Doç. Serra Müderrisoğlu anlattı.

Müderrisoğlu’nun verdiği bilgilere göre, Diyarbakır’da dört mahallede, Benüsen, Bağlar, Suriçi ve Aziziye’de yürütülen çalışmanın odağında zorunlu göçe maruz kalmış kişiler vardı. Araştırma için buralarda yaşayan ailelerdeki annelerle görüşüldü.

 

Araştırmada elde edilen bazı veriler şöyle:

* Anneler çocukluğun genelde 14-16 yaş arasında bittiğini düşünüyorlar.

* Annelere göre kız çocuklarının çocukluğu erkek çocuklara göre daha önce bitiyor.

* Annelere göre kız çocuklarının çocuklukta erkek çocuklara göre daha fazla ev işi yükü taşımaları doğal sayılıyor. Bu anlamda aile geliri kız çocukların taşıdığı yük açısından ciddi bir fark yaratmazken, annenin eğitim düzeyi belli bir fark yaratıyor.

* Anneler kız çocukların çocuklukta en fazla oyun oynadığını, sonra ev işi yaptığını belirtirken, erkek çocukların en fazla oyun oynadığını, ikinci olarak da ders çalıştığını söylüyor.

* Anneler çocuklar onların sözünü dinlemedikleri zaman ya da onları kızdırdıkları zaman fiziksel cezalandırma uyguladıklarını söylüyor.

* Sözlerinin dinlenmemesi anneleri en fazla sinirlendiren konuların başında geliyor. Aynı şekilde onları en fazla mutlu eden de sözlerinin dinlenmesi.

* Annelerin yarısınndan fazlasının kendi çocukluğunda şiddet tarihçesi bulunuyor.

* Kendileri çocukluklarında şiddete maruz kalmış anneler, çocuklarına daha fazla şiddet uyguluyorlar.

* Anneler çoğunlukla çocuğu dövmenin, bağırmanın, hakaret etmenin, çocukla konuşmamanın çocuğa zarar verdiğini düşünüyor. Zarar verdiğini düşünmeyen anneler daha fazla şiddete başvuruyor. Dolayısıyla şiddet algısı ile disiplin yöntemi arasında bir ilişki bulunuyor.

Müdahale yöntemleri

 

Araştırma çocuğa yönelik şiddeti azaltacak müdahalelere dair mahallelerdeki sosyal hizmet kaynakları çok az olduğu ve bu kaynaklar geliştirilmeden yola devam etmenin imkansız olduğu tespitinde bulunuyor.

 

Ev ziyaretlerinin, uzman ile danışmanın, annelerle yapılan grup çalışmalarının kabul gören yöntemler olduğu da araştırmada yer alıyor.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı tespiti yapılarak daha dezavantajlı konumdaki kız çocuklarının durumlarını iyileştirmek için müdahalenin önemi de araştırmada vurgulanan konular arasında.

 

Araştırmada müdahaleler oluşturulurken mutlaka annelerin istek ve ihtiyaçlarının gündeme alınmasının gerekliliği de belirtiliyor.

 

Müdahalelerin, annelerin yoğun baskı, stres ve çok zorlu koşullarda yaşadıkları ve geçmişlerindeki travmatik olayların etkileri gözetilerek planlanmasına da dikkat çekiliyor.

 

Bütünsel kavrayış

 

Müderrrisoğlu’nun ardından panelin kolaylaştırıcılığını üstlenmiş olan Azize Leygara da araştırmayla ilgili konuşurken çözüm modelleri üzerine çalıştıklarını bilgisini verdi. Kentle ilişkinin çok belirleyici olduğunu ve belediyelerin, sosyal servislerin etkili olduklarını tespit ettiklerini söyledi.

 

Bir diğer konuşmacı, Boğaziçi Üniversitesi’nden Başak Akkan çocuğa yönelik şiddetin kavramsal boyutu üzerine konuşurken, “çocuğun iyi olma hali” kavramını anlattı. İnsan haklarından toplumsal yapıya kadar çok sayıda faktörün çocuğun iyi olma halini etkilediğini belirtti.

Şiddetin sadece aile içinde değil, mahalle, okul gibi ortamlarda da olduğunu hatırlatarak bunları birlikte düşünmek gerektiğini ifade etti.

 

Çocuğa yönelik şiddetin kadına yönelik şiddet gibi “doğal kabulle görünmez kılındığını” dile getirdi.

 

Çocuk algısı

 

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi’nden Handan Coşkun özel rehabilitasyon merkezlerinde Kürtçe dilli çocuklara Türkçe sorular sorulduğunu hatırlatarak bu merkezlerin yapısını sorguladığı konuşmasında, bu tip merkezlerin sayısındaki ciddi artışa dikkat çekti.

 

Çocukların yeterince dikkate alınmadığının da altını çizen Coşkun, yetişkinlerin çocukların sorunlarına kendi tanımlamalarıyla, kendi pencerelerinden bakmasını eleştirdi. Çocukların algısının önemli olduğunu ve çocuğun ihtiyacının tespit edilmesinin önemini anlattı.

 

Mersin’de faaliyet gösteren Çakıl Derneği’nden Özge Yılmaz tamamı zorunlu göçle gelmiş ailelerin yaşadığı Şevket Sümer Mahallesi’nde yaptıkları çalışmaları aktardı.

 

Aralarında Pozantı Cezaevi’nde kalmış olanların da bulunduğu çocuklara dair bilgi verdi.

 

Çocukların politik kimliğini ve madde bağımlılığının yaygın olduğunu belirtti.

 

Çocuklarda şu anda varolan korkunun ne kadar haklı olduğu dile getirdi. Pozantı Cezaevi’nde yaşananlar sonrasında açılmış bir dava olmadığını hatırlatarak çocukların bunu farkında olduğunu ve onların etkilediğini söyledi.

 

Bu çocuklar için yaşadıklarının kabul edilmesinin, ardından adaletin yerine getirilerek sorumluların cezalandırılmasının travmayı atlatmak için gerekli sürecin parçası olduğunu anlatan Yılmaz, travmanın yaşandığı mekanların toplumsallaştırılmasının da dünyada kullanılan bir yöntem olduğunu belirtti.

 

Kimliklerin dönüştürülmesi

 

Panelistlerin ardından bazıları sivil toplum kuruluşlarına çalışan dinleyiciler de söz aldı.

 

Nurcan Baysal Tatvan’a bir korucu köyünde çocuklarla yaptıkları bir barış çalışmasını anlattı. Baysal’ın aktardığına göre, iki ay süren çalışmaların sonunda çocuklar kendi ürünlerini sergilemek üzere bir tiyatro oyunu hazırladı. Oyunda başbakan, ona taş atan çocuklar, o çocuklara cop sallayan polisler ve “görüyorsunuz polisler Kürt çocuklarını nasıl dövüyor” diye anlatan bir sunucu vardı.

Baysal çocukların sürekli şiddeti gördüğünü belirterek verdikleri eğitimle çocuğun içinde yaşadığı gerçekliğin örtüşmediği tespitini ve bu gerçekliğin ne derece belirleyici olduğunu dile getirdi.

Söz alan Osman Kavala da eğitimin önemine değinerek çatışmaların durmasının önemli bir fırsat yarattığını söyledi. Yerel iradelerin okullardan sorumlu olacaklarsa dikkat etmeleri gerektiğini vurguladı.

 

Çocukların kısa dönemde kimlikleriyle ilgili bazı komplikasyonların olduğunu söyleyerek çatışma döneminde oluşturulan kimliklerin, tavırların nasıl dönüştürüleceğine dair bir hazırlık olmadığına dikkat çekti. (YY)

 

İstanbul – BİA Haber Merkezi

18 Mayıs 2013, Cumartesi

Yüce YÖNEY