Cinsel istismara uğrayan çocuğu bir de yargı cezalandırıyor

12 Agustos 2013

Aksiyon/ MİNE ÇAHA / 12.08.2013

Son dönemlerde çocuklara cinsel istismar vakaları medyaya çokça yansımaya başladı. Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği Başkanı Türkay Asma, kanundaki boşluklara dikkat çekip almamız gereken çok yol olduğunu söylüyor.

Türkiye’de yaşanan tecavüz olayları son yıllarda artmaya ya da daha görünür olmaya başladı. Toplumda infiale sebep olan olayların failleri ise çoğu zaman hak ettiği cezayı almıyor. Daha üzücü olan ise mahkemelerin cinsel istismar veya tecavüz davalarında adeta ‘suçluyu koruyan’ bir yaklaşımla yargılama yapması. Yetişkin vakaları bir kenara, yargının çocuk cinsel istismarıyla ilgili uygulamaları da hayal kırıklığı oluşturacak cinsten. Dünya genelinde, mağdur çocuğun ifadesi kanıt sayılıp suçsuzluğunu kanıtlama yükümlülüğü sanığa verilirken, Türkiye’de ifade kanıtlama görevi çocuğa veriliyor. Yaşadığı travmayı atlatmaya çalışan çocuk, aylarca psikolojik savaşa maruz kalıyor.
Gelişmiş ülkelerde çocuk hak ve hürriyetine gösterilen titizlik had safhada, Türkiye’de ise gündem maddeleri arasında bile yer almıyor. Türkiye’de alanındaki tek örgütlenme Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği. Dernek Başkanı Avukat Türkay Asma ile yargı uygulamaları, hâkim ve savcıların tutum ve yaklaşımları üzerine konuştuk.

-Yasada çocuk istismarı ile ilgili boşluklar olduğunu biliyoruz. Sizze en büyük boşluklar neler?
Yasaların en büyük boşluğu ensest tanımını ve ensest suçu ayrımını yapmıyor olması. Gelişmiş ülkelerin yasalarında ensestin çok ayrı bir tanımı var. Çocuğun bütün dünyasını altüst eden, çocuğu onu çok daha fazla yaralayan bir durum bu. Böyle olunca ruh sağlığı bozuk, huzursuz insanlar yetiştiriyoruz. İntikam duygusuyla yaşıyorlar.

-Ensest istismar vakalarında yeterince ceza verilmiyor mu?
Yasa maddesinde, ‘Eğer çocuğun bir yakını ise ceza bir kat ağırlaştırılır’ deniyor. Ayrı bir tanımlama olsa, tutuklamayı daha kolaylaştırırız diye düşünüyorum. Bizde vakayı ensest olarak değerlendirmek yine mahkemeye kalıyor. Mahkemenin bakış açısı ise sorunlu. Maalesef çocuktan değil, sanıktan yana…

-Hangi noktada sorun yaşanıyor?
Yüzde yüz kanıt arıyor olayın gerçekleştiğine dair. Birçok davada böyle değil; ama çocukta cinsel istismar konusuna gelince böyle maalesef.

-Çocuğun dile getirmiş olması kanıt sayılmıyor mu yani?
Bütün dünyada çocuğun ifadesi kanıt sayılır. Yani aksini kanıtlama görevi sanığa verilir. Fakat bizim ülkemizde kanıtlama yükümlülüğü çocuğa veriliyor. Aylarca çocuk bunu kanıtlamak zorunda bırakılıyor. Düşünebiliyor musunuz bu çocuğun neler çektiğini? Biz bir çocuğumuza dava açılana kadar yaklaşık bir sene travmayı atlatabilmesi için tedavi uyguladık. Hem Hacettepe Üniversitesi’ne hem özel doktorlara götürdük. Dava açıldıktan sonra bu travmayı tekrar hatırlıyor çocuk. Kanıt olarak ne bekliyorlar anlayamıyorum. Hâkim ve savcıların hepsi Adli Tıp okuyarak mezun olur. Tecavüz olayında 72 saat içerisinde bütün belirtilerin kaybolduğunu da bilirler. Çocuğun bunu 72 saat içerisinde anlatması mümkün değil; korkuyor, saklanıyor. Söyleme tereddüdü yaşıyor.

-Psikolojisi ele vermez mi zaten yalan söyleyen çocuğu?
Böyle bir konuda yalan söyleyebilen çocuk sayısı çok çok nadirdir. Söylese bile geri dönüşümlü ikinci, üçüncü soruda çok rahat yakayı ele veriyor zaten. Hâkimler bütün raporlar ellerinde olmasına rağmen tutuklama yapmıyor, şüpheli olarak değerlendiriyor. Oysa çoktan Ceza Kanunu’nda tutuklanması gereken suçlar arasına konuldu.

-Yakın geçmişte sosyal medyada da ciddi yankı bulan dört uzman çavuşun da sanık sandalyesinde yargılandığı tecavüz davasına, ‘Çocuğun rızasıyla gerçekleşmiştir’ kararı verildi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yasa, çocukları 0-12, 12-15 ve 15-18 olmak üzere üç yaş grubu altında inceliyor. ‘15-18 yaş grubundaki çocukların cinsel istismarında sevgiye dayalı bir ilişki varsa bile, eğer cinsel istismar eden kişi ile çocuk arasındaki yaş farkı 5’ten fazlaysa rıza aranmaz. O kişi sanıktır ve cezalandırılır.’ hükmü vardı. Fakat Anayasa Mahkemesi bunu eşitliğe aykırı buldu ve yasayı iptal etti. Oysa çocuğun öncelikli yararı söz konusudur burada. Şimdi ‘rızası var’ gerekçesiyle 15-18 yaş grubundaki sanık çocukların hiçbirine ceza verilmiyor. Üstelik N.Ç. gibi daha küçük yaşta mağdur edilen çocukların 15 yaşına gelince davaları bu sebeple düşebiliyor. Bu yaştaki çok sayıda çocuk baskı altına alınıyor, rızasıyla yaptığını söylemesi için. Bu, çok tehlikeli bir madde. 18 yaşına kadar ‘çocuğun rızası vardır’ ibaresi hiçbir şekilde yasalara girmemeli.

-Maddeleri okuduğumuz zaman, hukuki boşluktan ziyade var olan maddelerin de uygulanmadığı kanısı oluşuyor.
Var olan yasayı hâkim ve savcılar çocuktan yana bir niyetle okuduğunda çocuğun yararına da karar verebilir. Ancak biz bir de bu konuda eğitimsiz, özverisiz, empatiden yoksun ve maskülen yaklaşımıyla uğraşmak zorundayız maalesef. Mağdur çocuklar yaşadıkları travma üzerine bir de kendilerini hakarete uğramış hissediyor. Yargı bunu hissettiriyor.

-Size bunu düşündüren nedir? Çocukların maruz kaldığı üsluptan da biraz bahseder misiniz?
Bana yaşadığı olayı her seferinde ağlayarak anlatan bir çocuğumuz vardı. Bir çocuğun babasını suçlaması kolay şey değil. Suçlayabilmesi için canına tak etmesi gerekir. Ağlayarak sürekli tekrarladığı cümle şuydu: “Bana inanıyorsun değil mi?” Ben defalarca “Tabii ki inanıyorum.” diyerek teskin ediyordum. Mahkemeye gittik ve hâkimin orada çocuğa ilk sorduğu soru şu oldu: “Senin babanla aranda bir sorun mu var kızım?” Çocuk orada yıkıldı ve tekrar ağlamaya başladı. Hâkimin peşin hükmü; babasına iftira atıldığı yönünde. Yine Ankara Gölbaşı’nda yaşanan bir olayda savcı yanımda çocuğun babasına şöyle dedi: “Yaşlı başlı bir adam kızınızı ellediyse ne olmuş yani. Bunu buraya niye taşıdınız? Bunun için 10 yıl mı vereyim?” Bu cümleleri çok rahat sarf ediyorlar.

-Mağdurun yakınları ve şahitler bu tutuma karşı çıkamıyor mu?
Yine bir çocuk babasıyla yaşadığı bir vakayı annesine, yengesine, teyzesine, öğretmenine, okul müdürüne anlatmış. Biz onları şahit olarak aldık. Hâkim dinledikten sonra “Çocukta ruhsal bozukluk olduğunu gördünüz değil mi?” diyerek etki altına almaya çalıştı şahitleri. Ben orada sert bir şekilde karşı çıkmasaydım, şahitler belki de konuşamayacaktı. Genç avukat arkadaşların böyle sert çıkmaları mümkün olmuyor. Hâkim azarladı mı söyleyeceklerini bile unutuyorlar.

-Normal çocuklar bu kadar zor durumdayken özürlü çocuklar için durum nasıl?
O çocuklar nereye götürüldüğünün, kendisine ne yapıldığının bile farkında değil. Sert ve soğuk bir üslupla kendisiyle konuşan yaşlı bir adama ne cevap versin?

-Hukuk böyle bir konuda neden özverisiz ve çocuğu mağdur bırakmaya yönelik yaklaşıma sahip?
Hukuk fakültesinden itibaren cinsel istismar konusunda eğitim yok. Yani hâkim ve savcılarımız, hukuk öğrencileri böyle bir eğitimden geçmiyor. Bizler özel olarak eğitim aldık. Dernek çalışmalarımız sonucunda böyle bir hassasiyet kazandık. Ben uluslararası toplantılara katıldığım için, kendimi buna adadığım için bu konuda uzmanlaştım.

-Bu konuda hassasiyet kazandırmak için neler yapılabilir?
Böyle konferanslara karşı duyarlı olunmalı. Adalet Bakanlığı’nın, hukukçularını sempozyum ve seminerlere göndermesi gerekiyor. Ya da bu konuda uzmanlaştırılmak üzere bir kadro açılabilir. Biz geçen eylül ayında dernek çatısı altında 70 ülkenin katılımını sağlayan bir kongre gerçekleştirmiştik. Uluslararası bir kongre olduğu için katılanların bütçe ayırması gerekiyordu. Adalet Bakanlığı’na başvurdum. Hiç olmazsa Anadolu’da cinsel istismarın yoğun olduğu illerimizdeki savcılardan belli bir grubu göndermelerini talep ettim; ancak hiç oralı olmadılar. Oysa bütün dünya bu konuyla nasıl mücadele ediyor, bunu tartışmak için profesörler, hâkimler, savcılar geldi. En azından yanlışlarımızı anlayabilme platformu oluşturmuştuk orada.

-Peki, çocukları savcılığa götürmek, koca koca mahkeme salonlarında ifade almak yerine aracı bir kurum geliştirilemez mi?
Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM) bugün pilot olarak uygulanıyor. 15 kadar büyük ilde var. Çocuk doğrudan bu merkezlere gidiyor ve uzmanlarla muhatap oluyor. Nöbetçi savcı, burada 24 saat nöbet tutuyor. Savcı kulaklıkla dinleme yapıyor.

-ÇİM dışında, bu alanda sivil toplum kuruluşlarının takip ettiği farklı çalışmalar var mı?
Hayır, ancak vatandaştan bize bir duyuru ya da ihbar gelirse biz dernek adına uzmanlarımız ve avukatlarımızla birlikte vakaları takip ediyoruz. Dünya genelinde bu işler sivil toplum örgütlerine teslim edilmiştir. Devlet de sivil toplum örgütleri ile işbirliği içerisindedir. Çocukları kazanmak için bütün masrafları karşılar, gerekli düzenlemeleri sağlar. ÇİM kuruluşları bütün dünyada, özellikle Amerika’da kurulduğu andan itibaren STK’ların elindedir. Bütün mesele travmayı yok etmek ve o çocuğu tekrar kazanmak.

-Peki, cinsel istismarı önlemeye yönelik çalışmaların yurtdışı örnekleri nasıl?
Biz ÇİM örneğini Amerika’dan aldık ve orada tıkır tıkır işliyor. Bizim çocuklarımız da bunu hak ediyor. ÇİM’leri geçen yıl bağıra çağıra, zorla kurduk.

-Avrupa’da sistem nasıl?
Avrupa’nın en güzel örneklerinden biri Belçika’da. Bilgisayarla takip sistemini çok iyi kurmuşlar. Çocuk kaç kere şikâyetle gelmiş, hepsi kayıt altında. Daha önce şüpheli bir vaka yaşandıysa hukuki süreç çok daha hızlı ilerliyor. Avrupa’da okuldaki başarısızlığından tutun aile içi şiddet görüp görmediğine varıncaya kadar çocukların ruhsal durumu takip altına alınıyor. Bunu devlet değil, sivil toplum örgütleri yapıyor.

-Ne tür bir kazanımı olur bu şikâyet takibinin?
Bizim ülkemizde kadın şiddeti konusunda örneğin; kaç kere tehdit almış, kaç kere dayak şikâyetiyle gelmiş bilmiyoruz. Her şikâyet ilk defa yaşanmış gibi kabul ediliyor. Bir bakıyoruz kadın defalarca kaçmayı başarmış ama sonuncusunda kocası tarafından öldürülmüş. Bu takip sistemi cezai uygulamayı ciddiyete bindirir, tabiri caizse suçlunun sıvışmasını engeller. Bizde bir kere STK’ların eliyle bu takip sisteminin oturması gerekiyor.

-Bu konuyu takip etmesi gereken kurum hangisi?
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin koordinatörlüğü de bu bakanlıkta. İyi niyetli bir bakanımız var; ama müdahale için görevlendirdiği hukukçuların dahi bu konuda eğitimi yok. Bu çok geniş, daha büyük bir mesele. Temel sorunların tartışılıp bu konuda bir sistem kurulması gerekiyor.

-Bakanlık ne yapabilir? Mesela veri toplama konusunda…
Protokol yapabilir. Veri toplama işinin bağımsız bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayabilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun bir bölümü çocuk hakları ile ilgili istatistikleri toplamakla meşgul olabilir.

-Siz dernek olarak hukuki çalışmalara katkı sağlayabiliyor musunuz? Gözlem ve denetim şansınız oluyor mu?
Adalet Bakanlığı’nın bize bakış açısına göre değişiyor. Biz bütün tavrımızı çocuktan yana koyuyoruz. Eğer bakış açımızı beğenip hoşlanıyorlarsa bize destek veriyorlar.

-Neredeyse her gün yeni bir çocuk tacizi vakasıyla karşılaşıyoruz. İstatistiksel verilere bakarsak, Türkiye dünya sıralamasında kaçıncı sırada?
İşte buna dair bir şey söyleyemiyoruz. Çünkü elimizde veri tabanı yok. Verisiz çalışan ilkel bir toplumuz. Eğitim, sağlık, çocuk istismarı, çocuk suçları konusunda elimizde veri olması gerekir. Konuyu ne kadar ciddiye aldığımızı gösterir bu. ‘Hangi noktadayız, neden başarısızız, eksiklerimiz neler?’ sorularının üzerine gitmeye vesile olur veri toplamak. Belki inanmayacaksınız ama Güney Afrika bile bizden daha iyi konuma geçti, çocuk hukuku ve hakları konusunda.

-Türk Ceza Kanunu’nda hangi maddeler altında yer alıyor cinsel istismara yönelik maddeler?
2005’te yapılan bir düzenleme ile ‘Çocuğun Cinsel İstismarı’ maddesi altında inceleniyor. 174, 179 ve 205… Daha önce bu ayrım dahi yoktu. Genel tecavüz vakası olarak ele alınıyordu. Beden sağlığının bozulup bozulmadığına bakılıyordu. Önemli olan ruh sağlığıdır halbuki. Şimdi bizim yoğun çabalarımız sonucunda böyle bir ayrıma gidildi ve ruh sağlığı da gündeme getirildi. Artık ‘cinsel istismara uğramış her çocuğun ruh sağlığı bozulmuştur’ kaidesiyle davaya bakılıyor ve ona göre ceza uygulanması gerekiyor. Fakat bugün mesele, eldeki yasanın bile uygulanmayışı.

-1995’te BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzaladık. Bunun bir getirisi olmadı mı?
Bizim gibi dernekler ancak bu tarihte ortaya çıktı. Bu sözleşmenin koordinatörlüğü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na verildi. Biz 1995’te veri sistemini devreye sokmak için kapıları çok aşındırdık. Veri sistemini devreye sokalım dedik. Kendimizi denetleme imkânını yakalayalım dedik. Sözleşmede rapor verme yükümlülüğümüz var. Bizim her 5 yılda bir rapor vermemiz gerekirken daha ikinci raporu veremedik.

Yargının verdiği tartışmalı kararlar

Bingöl’de geçen haftalarda 6 asker E.A. isimli çocuğa tecavüz ve cinsel istismar suçundan yargılanıyordu ki bunlardan 4’ü serbest bırakıldı. Gizlilik kuralı gereğince detayları açıklanmayan davada sanıkları serbest bıraktıran bir üst mahkemeydi. Malatya’daki zihinsel engelli S.F.’ye tecavüz davasında Yargıtay, sanığa cinsel istismar suçundan değil; ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan ceza verilmesini istedi. Hâkim ise alt sınırdan ve iyi hal indirimi uygulayarak ceza verdi. Mardin’de 13 yaşındaki N.Ç. davasında ‘rızası vardı’ kararı verildi. 26 sanık alt sınırdan ceza aldı. Yargıtay Başsavcılığı bir anda gündeme oturan ‘rızası vardı’ kararı için yapılan itirazları reddetti. Eğer itiraz kabul edilseydi, 26 kişiden her biri en az 10 yıl ceza alacaktı. Şimdi ise en fazla 5 yıl ceza almak üzere cezaevindeler. İstanbul’da eski Yüzbaşı Bülent Aydın’ın cezası suçu gerçekleştirmek üzereyken yakalandığı ve tecavüz eylemi teşebbüs aşamasında kaldığı gerekçesiyle 3 yıl 9 aya düşürüldü. Muğla’da 2’si çocuk 8 kişinin yargılandığı davanın 7. duruşmasında sanıklara beraat verildi. Hâkimin bu kararı vermesindeki sebep, delil yetersizliğiydi. Şırnak’ta yargılanan 5 kişiye de beraat kararı çıktı. Kendilerini polis olarak tanıtan ve H.Ö.’ye tecavüz eden 5 kişi, ‘mevcut delil durumları, kuvvetli suç şüphesi taşımadığı’ gerekçesiyle beraat etti.