Bütün alkışlar size olsun Erzurumlu kuaför kardeşlerim

30 Nisan 2012

 

Hürriyet / 30.04.2012

 

GÜNDELİK tıkanmışlıktan…

Gündem sığlığından…

Sıradanlığın kasvetinden…

Ve aynılıktan uzakta…

Alkışlayabileceğim iyi bir şey yok mu diye…

Tam avazım çıktığı kadar soruyordum ki…

Erzurumlu kardeşlerimden, dadaşlardan inanılmaz bir haber geldi…

Hikâye şu:

10 kişilik kuaför heyeti Ukrayna’daki saç tasarım yarışmasına katılıyorlar.

Dünyanın her yerinden gelen kuaförler yeteneklerini gösteriyor.

Sıra bizim heyete gelince…

Telli duvaklı bir gelin çıkıyor sahneye…

Küçücük bir gelin…

Çocuk gelin…

Bu sırada yerel düğünü canlandırmak için halaylar çekiliyor…

Davul-zurna… Danslar…

Ve sonra çocuğun babası yaşındaki damat çıkıyor sahneye.

Kuaför tam çocuk gelinin saçını yapacak.

İşte o anda Rusça bir pankart açıyor Dadaşlar:

“Çocuk gelinlere hayır!”

Ve ayakta alkışlanıyorlar.

Sonrasını Erzurumlu kuaför Ahmet Kemal Özerbaş’tan dinliyorum:

“Çocuk da olsa tüm gelinlerin saçı kuaför salonlarında yapılıyor. Çocuk gelinlerin saçlarını yapmak istemiyoruz. Çünkü içimiz burkuluyor.”

İşte bu söz çarpıyor beni…

“Çocuk gelinlerin saçlarını yapmak istemiyoruz. Çünkü içimiz burkuluyor…”

Bu sözü duyunca bütün saçlarım dökülüyor.

Bütün makaslar kalbime batıyor…

Ve nasıl bir saygı yükseliyor içimden Erzurumlu kardeşlerime…

Düşünün ki…

Erzurum’da bir kuaförsünüz…

Ya da Mardin’de… Belki Urfa’dasınız…

Hele şimdi düğün zamanı…

Ve 13 yaşındaki bir kız çocuğunu getirip oturtuyorlar koltuğa…

Saçını yapacaksınız…

Gelin başı!

Bakıyorsunuz lüle lüle saçlarına…

Henüz anne sevgisiyle beslenen, şefkatle taranan o saçları.

Annenin göğsüne başını dayadığı an, uykuya dalarken okşanacak o saçları…

Bir düğün gecesi için kendisinden kim bilir kaç yaş büyük bir yaratık için süsleyeceksiniz…

Okul önlüğü yerine gelinlik giydirilmiş bu kız çocuğunun çektiği işkenceye ortak olmak demek değil midir bu?

İşte bu yüzden Erzurumlu kuaför kardeşlerimin bu gösterisi yakalıyor beni…

Ve kuaför Özerbaş anlatıyor:

“Gösteride ben, çocuk yaştaki kızımı başlık parası karşılığında kendisinden yaşça büyük birine veriyorum. Düğünde bindallı giyen Rus mankenler ve dansözler gelip oynuyor. Bu sırada kızımı düğünden kaçırıyorlar. En sonunda da ‘Çocuk gelinlere hayır. Kız çocukları okusun’ diye Rusça pankart açıyoruz.”

Erzurumlu kuaförler, yarışmada birinci oluyorlar…

O birinciliği buradan kutluyorum.

Ama asıl önemlisi…

İnsanlık yarışında en büyük ödülü aldıklarını söylüyorum.

Ve ne olur…

Anadolu’daki bütün kuaförlere yayılsa bu ses…

 

İKİNCİ YAZI:

 

Bebekteki diş izleri

 

ADINI bile anmak istemediğim iki canavarın 2 yaşındaki bebeğe yaptıklarına birlikte ağladık.

Annesi olmadı. Sıcak bir yuvası olmadı ve tabutsuz gitti küçük Semanur

Dün haberi bir daha okurken, doktor raporundaki bir ifade dikkatimi çekti. Doktor diyordu ki…

“Bebeğin değişik yerlerinde diş izleri bulundu.”

Hangi sapık ve habis ruh iki yaşındaki bebeği ısırır.

O diş izleri hangi sapık gene aittir.

O sahne bir türlü gözümün önünden gitmiyor.

Semanur’un üvey annesi canavardır bana göre…

 

ÜÇÜNCÜ YAZI:

 

Bir gözyaşı dilekçesi

SEMANUR için o kadar çok ağladık…

O kadar çok gözyaşı döktünüz ki…

Binlerce yorum geldi…

Ama birisi var ki…

Aliş Aliş’ten gelen tam bir gözyaşı dilekçesiydi:

 

“Uzun süredir evlat hasreti çeken biri olarak Yarabbimmm sen en iyisini bilirsin… Bu haberin üzüntüsü benim gibi kolları bomboş kalan bir kadın için çok daha fazla… Keşke sen benim kızım olsaydın Semanurum, ben sana canımı verirdim minik kızım… Çok üzgünüm…”

 

Umarım bu tertemiz kalbin…

 

Bir gün anne sevgisiyle de çarpar sevgili Aliş…