“Projem Türkiye’nin kaderini değiştirecek”

17 Mayıs 2012

 

NTVMSNBC / 17.05.2012

 

“Eğitim Metotları ve Materyalleri Proje Yarışması”nda 2300 çalışma içinden 100.’lüğü elde eden projeye imza atan sınıf öğretmeni Samet Doğan Batman’ın bir mezrasında çalışıyor. Doğan, görev yaptığı coğrafyanın imkansızlıklarına tezat oluşturan “Olumlama” metodunun tüm Türkiye’nin kaderini değiştireceğine inanıyor.

Elif Akbaş BOZ

İSTANBUL – Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen “Eğitim Metotları ve Materyalleri Proje Yarışması”nda bu sene 2300 öğretmen yarıştı. Yarışmaya Batman’ın Sason ilçesine bağlı Boğazkapı mezrasından katılan sınıf öğretmeni Samet Doğan “Empati ve Olumlamalar” adlı projesiyle 100. oldu.

Doğan, görev yaptığı coğrafyanın çocuklarının yaşadığı umutsuzluklara tezat oluşturan çalışmasının Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı toplumsal sorunlarını çözmek için anahtar olduğuna inanıyor.

Doğan’a projesini ve Doğu’da öğrenim gören öğrencilerin yaşadığı zorlukları sorduk. Aldığımız cevaplarla belki de büyük şehirde yaşayan insanlar olarak düşünmekten, görmekten kaçtığımız bir çok gerçekliğe kapımızı açmış olduk.

Kaç yıldır öğretmenlik yapıyorsunuz? Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Eylül 2012’de 2 yıllık bir öğretmen olacağım.  1984 yılında Malatya’da doğdum. İlkokuldan üniversiteye kadar bütün öğrenim hayatım Malatya’da geçti. 2007 yılında İnönü Üniversitesi  Eğitim Bilimleri Fakültesinin Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. 2010 yılında sözleşmeli olarak Batman’ın Sason ilçesine bağlı Boğazkapı İlköğretim Okulu’na atandım.2011 yılında ise yine atandığım Boğazkapı İlköğretim Okulu’nda kadroya geçtim.

Eğitim Metotları Proje yarışmasından nasıl haberiniz oldu?
Ders arasında öğretmen arkadaşlarımla öğretmenler odasında otururken müdürümüz Fuat Kılınç’ın gelip bu yarışmadan bizi haberdar etmesi üzerine öğrendim. Çok sevindim böyle bir yarışma olmasına. Yıllardır araştırmasını yaptığım projemi sunacağım bir imkan gelmişti önüme.

Yarışmaya hangi projeyle katıldınız?
Projemin ismi “Empati ve Olumlamalar”. Projemin temel içeriği bu iki düşünce hazinesinin 8.sınıflarda ya da 9.sınıflarda bir ders olarak öğrencilere verilmesi ve diğer derslere yansımasının gözlemlenmesiydi.

Projenizi “Türkiye’nin kaderini değiştirebilecek bir proje” olarak nitelendiriyorsunuz. Gerçekten de Türk eğitim tarihine geçebilecek bir projeden bahsetmek mümkün mü?
Evet projemin temel amacı Türkiye’nin kaderini değiştirmek. Bunu gerçekleştirmek de mümkün. Şu an ülkemizde artan toplumsal sorunlar , aile içi şiddet , kadına şiddet ve gençler arasındaki çekişmeler empatiyi bir bakımdan zorunlu kılıyor.

Yine aynı şekilde zorunlu olan bir düşünce sistemi daha var. O da olumlu düşünmektir. Güçlükler karşısında yılmamak ve cesaretli olmak.

Eğitimimizin pratiğe dökülmeme sebebi kesinlikle empati kuramamamız ve olumsuz düşünmemiz. Kendi doğrusundan başka doğru kabul etmeyen birey asla analiz, sentez yapamaz.

Bir çok doğruyla analiz, sentez olur. Bir de “ben yapamam, ben başaramam” diyen bir öğrenci zaten yapamaz ve başaramaz. Çünkü böyle düşünen bir insan başarmak da istemiyor demektir.

Düşüncelerimizden olumsuzlukları atmalıyız. Mevlana’nın bu konuda güzel bir sözü var “Eğer düşüncen, manevi varlığın gül ise, sen de gül bahçesisin; diken isen küllüğe atılacak odun gibisin.”

Öğrenilmiş  çaresizlik  ve kendini gerçekleştiren kehanet duyguları toplumumuzda  her geçen gün artmaktadır. Biz bunu önlemek için çabalamalıyız. Bilim insanlarını düşünelim.

Einstein, Edison , Graham Bell gibi. Toplumdaki eksiklikleri gözlemleyerek bazı icatlarda bulunmuşlardır. İnce düşünürsek bu bilim adamlarının en büyük özelliği empatik ve olumlu düşünmeleridir.

Toplum gözünden bakarak toplum için bir şeyler icat etmeleri onların empatik düşündüğünü , bu icatları gerçekleştirirken azimle ve sabırla çalışmaları ise olumlu düşündüklerinin göstergesidir.Neden biz bilim insanları yetiştirmeyelim? Önemli olan bu işe bir yerden başlamak. Emin olun ki sonrasında başarı gelecektir.

EMEPYA’nın Türk eğitim sistemine sağladığı katkılar neler sizce?
Emepya’nın Türk eğitim sistemine birden fazla yararı var. En önemlisi öğretmenlerin bilgileri kullanarak  yeni metotlar, materyaller üretmelerine öncülük etmesidir. Hem öğretmen için hem öğrenciler için yeni bir şeylerin üretilmesi her zaman yarar getirir. Kendimden örnek verirsem ben hem projemi sundum hem de oradaki projeleri gözleyerek yeni bir şeyler öğrendim.

Eğitim olanaklarının kısıtlı olduğu bir coğrafyada eğitim veriyorsunuz. Öğrencilerinizi ve sizi en çok engelleyen unsurlar neler?
Öğrencilerimi ve beni engelleyen unsurları okul içi ve okul dışı olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Okul içi etkenler materyal ve internet diyebilirim. Okul dışı ise özellikle kışın hava şartlarının sert olması öğrencilerin okula geliş gidişini çok zorlaştırıyor.

Kışın öğretmen arkadaşlarımla beraber bazen 500-600 metre yürüyüp okula çıkıyoruz. Zor şartlardan şikayetçi değilim aslında. Zor şartlarda eğitim vermek insana muazzam bir mutluluk veriyor. Önemli olan var olan bütün durumdan memnun olmaktır. Eğer memnun olmazsan verimsiz ve başarısız olursun.

Okulumuzdaki tüm öğrencileri düşünürsek en büyük sıkıntı sosyal etkinliklerde oluyor. Okulumuz da sadece derslikler var. Sosyal etkinlik yapacağımız hiçbir bölüm yok.

Öğrencileriniz okulla ilgili en çok neyin özlemini duyuyor?
Aslında çoğu zaman öğrencilerime sorduğum bir soru. Her mevsim soruyorum. Değişmeyen tek bir istekleri var İnternet.

Kışın sorduğumda eldiven ve internet, baharda spor malzemeleri ve internet. Farklı istekleri olan öğrencilerimde oluyor.

Ben elimden geldiğince onların isteklerini yerine getirmeye çalışıyorum. Kendileri de bir gün azimle çalışarak bütün isteklerini elde edeceklerinin farkındalar. Ve kesinlikle her şeyi elde edecekler.

Doğup büyüdüğünüz yer ile şu an mesleğinizi yaptığınız yer arasında bir karşılaştırma yapabilir misiniz?
Doğup büyüdüğüm yer olan Malatya ile şu an bulunduğum yer arasında sosyo- ekonomik açıdan bir çok farklılıklar var. Benim de çocukluğum köyde geçti.

Kendi köyümdeki aileler genelde çekirdek aile dediğimiz aileye örnekken bulunduğum köyde genellikle geniş aileler göze çarpıyor.

Şu an yaşadığım ve sevdiğim köyün yol ve elektrik sıkıntısı da mevcut. Köyün geçim kaynakları sınırlı.

Yaşadığım köyün ayrıca okumuşluk oranı çok düşük. Üniversitede okuyan genç sayısı çok az. Buna karşın ailelerin okula ilgisi çok yüksek.Bu gelecek için umut verici.

Unutamadığınız bir anınız var mı?
Bir köy öğretmeni için her günü bir anıdır. Tabi bazıları baskın oluyor. Hiç unutamadığım bir anım var. Türkçe dersinde bir bölümde pasta ile ilgili bir şeyler anlatılıyordu. Öğrencilerimden birinin bana “Pastanın tadı nasıl öğretmenim?’ diye sorması içimi burktu. Şu an bile içim burkuluyor.